Vakit kaybettirmeden tavsiye etmediğimi söyleyeyim …
Deli Divane’a, Nehir Erdem’in iyi bir senarist olduğunu duyduğum ve kitaplarının da çok tavsiye edildiğini gördüğüm için başladım. Açıkçası güçlü bir hikâye ve daha derin bir anlatım bekliyordum. Ama kitap bittiğinde hissettiğim şey hayal kırıklığından çok rahatsızlık oldu.
Evet, belli ki senaryo kurabilen biri yazmış. Olay akıyor, sahneler gözde canlanıyor. Ama iyi bir senarist olmak, iyi bir edebi dil kurmak anlamına gelmiyor bence. Kitabın dili bana aşırı yüzeysel geldi. Karakterlerin duyguları derinleşmiyor, olaylar çok hızlı gelişiyor ve her şey biraz “ergen romantizasyonu” gibi ilerliyor. Eğer bu kitap yetişkinlere yazıldıysa neden bu kadar basit bir anlatımı var? Eğer gençlere hitap ediyorsa, o zaman da neden bu kadar problemli ilişki dinamikleri bu kadar çekici gösteriliyor?
Kitaptaki kıskançlık, kontrol etme, sahiplenme gibi davranışlar resmen “büyük aşk” gibi sunulmuş. Sorun kötü karakter yazılması değil bu arada. İnsan her şeyi yazar. Ama burada toksik davranışların eleştirilmeden, hatta özendirilecek şekilde verilmesi beni ciddi anlamda rahatsız etti.
Bir de bekaret konusunun işleniş şekli vardı ki ayrıca sinir bozucuydu. Kadının değeri hâlâ bu kavram üzerinden kuruluyormuş gibi bir yaklaşım vardı. Zaten toplumun kadınlara yeterince yüklediği bir mesele varken, bunu sorgulamak yerine yeniden üretmek bana inanılmaz problemli geliyor.
Konu cinsellik değil. Konu, sağlıksız ilişki dinamiklerinin romantizm diye pazarlanması. Özellikle genç ve deneyimsiz okurların bunu “olması gereken aşk” gibi algılama ihtimali gerçekten rahatsız edici.
Kitap bende çarpıcı bir aşk hikâyesi hissi bırakmadı. Daha çok, toksikliğin romantizm diye sunulmasına duyduğum büyük bir öfke bıraktı. Bilinçsiz bir okuyucuya asla