Nasıl anlatılır, nasıl hakkıyla ifade edilir bu kitap bilemiyorum.
Yaşar Kemal beni bu sefer de doğunun, Ağrı'nın hikâyesiyle mest etti. Ağrı'nın aşkı, Ağrı'nın öfkesi, Ağrı'nın alıp vermeyişi, sevdaya boyun eğişi... Her ayrıntısı ayrı anlam taşıyor bu efsanenin.
Ahmet'in kapısına gelen atla başlıyor hikâye ve bu at sevdanın, cesaretin, baş kaldırışın, direnişin, fedakârlığın simgesi hatta anahtarı oluyor.
Çoğu efsanede olduğu gibi burda da saf bi aşk söz konusu ancak Ahmet ve Gülbahar'ın sevdası kadar, Memo'nun hissettikleri de beni derinden etkiledi. Demirci Hüso, Yusuf, Mahmut paşa, Hoşap Beyi... Her karakter bu efsaneyi yüceltti de yüceltti.
Okurken bir masal dinliyor gibi oldum ve bitsin istemedim ama bir ak kuş; her yıl bahar çiçeğe durduğunda, dünya nennilendiğinde, Ağrıdağı'nın çobanları bin yıllık sevda toprağının üstüne oturup Ağrıdağı'nın öfkesini, sevdasını çalarken Küp gölüne gelip bir kanadını yine som maviye batırdı. Ağrı'nın karanlığında Ahmet ve Gülbahar'ın aşkı da Ağrıdağı'nın heybetine karıştı.