Kur'an-ı daha iyi anlamak, bi yerden başlamak için uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı, güzel arkadaşım Tuğçe kkl hediye edince önceliğim oldu ve iyi ki olmuş.
Kitap, isminden anlaşılacağı gibi bizi Kuran'ın Kalbine, Yasin suresini anlamak üzere bir yolculuğa çıkarıyor. Güzel bi dua ile başlayıp, Kur'an'ın indirildiği dönemden ve ortamdan kısaca bahsedip bir sohbet havasında Yasin suresini ayet ayet inceliyor. Eminim çoğumuz bu sureyi birçok kez okumuş veya dinlemişizdir ancak bana "ayetlere bu bakış açısıyla hiç yaklaşmamıştım" dedirten; üzerinde durmamız, dikkat etmemiz, silkelenmemiz ve düzeltmemiz gereken konuları tekrar tekrar hatırlatan bir kitap oldu.
Tefsir okumalarına bir adım niteliğinde olan ve Peygamber efendimiz (sav)'in Kur'an'ın kalbi diye nitelendirdiği Yasin suresini tefekkür ederek okuyup faydalanmamızı sağlayan bu kitabı herkese tavsiye ederim.
YouTube kitap kanalımda Oblomov kitabını detaylı olarak yorumladım: ytbe.one/b7vPSs9d6fY
Bu hayatta bir Oblomov bile olamıyorsak, yaşamanın ne anlamı var ki?
İncelemeye yorum yazan her okura Oblomov gibi harika ve akıcı kitaplardan önerdim. Yeni kitap önerisi alabilmek için yorum kısmına bakabilirsiniz.
Telegram’daki kitap okuma grubumla birlikte bu ay okuyup tartışacağımız kitap olan Oblomov beni hayattaki pek çok gerçek hakkında düşündürdü. Üstelik bir okurun kendisini geliştirmesi için pek çok ipucunu da içinde barındıran bir kitap kendisi.
Her ne kadar oldukça kalın bir kitap olsa da sadece bu kitapla bile kitap analizleri konusunda kendinizi çok geliştirebilirsiniz. Oblomov’un eski Rusya’yı ve Ştolts’un da yeni gelen Rusya’yı temsil ettiğini, duygu ve mantık arasındaki uçurumun edebiyata nasıl yansıdığını Oblomov kitabıyla birlikte keşfedebilirsiniz.
Peki, nedir bu Oblomovluk? Öylesine bir tembellik mi? İnsanın kendi bilinciyle yola çıktığı bir başkaldırı mı? Hiç kimseye faydası olmayan bir işsizlik hali mi? Yoksa toplumun ikiyüzlülüklerini görmemek için kendi kendini eve kapatmak mı? Belki hepsi belki de hiçbiri…
Neden 200 sayfa boyunca yataktan kalkmıyor bu Oblomov denen insan? Oblomov’un kendi ağzından onun yatağından neden hiç kalkmadığını maddeler halinde öğrenebiliyoruz:
"Durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de açgözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler. Konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor." (s. 213)
Oblomovluk, bir nevi insanların oluşturduğu bu kaotik toplum düzenine olan bir başkaldırıdır. 8-5 mesai düzeniyle birlikte hayatını işverenlerin eline teslim etmeye karşı çıkan bir anlayıştır. Elbette kusurları da vardır bu karşı çıkışın… Ama sorarım size
YouTube kitap kanalımda Oscar Wilde'ın hayatını ve Dorian Gray'in Portresi kitabını anlattım: ytbe.one/Iw2V6jEzEuk
Hiçbir yerde bulunmayan bu özel ve muhteşem kitabı sonunda okudum!
Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak akıcı ve bakış açınızı değiştirecek kitaplar önerdim, yeni kitap önerileri almak için yorumlar kısmına bakabilirsiniz.
En başta "hiçbir yerde bulunmayan" kelimelerini kullanmamın sebebi Dorian Gray'in Portresi kitabını, sansürsüz ve açıklamalı basım olan Everest Yayınları'ndan okuduğum içindi. Size yemin ediyorum, okurken öyle büyük keyif aldım ki sanki 100 kitap okumuşum gibi hissediyorum şu an!
Bu kadar keyif almamın sebebi hem baskı ve çevirinin kalitesinden hem de resimlerle ve dönem bilgileriyle desteklenen bir kitap olmasından dolayıydı. Şu an Oscar Wilde'ın hayatından bu kitabın basılması sürecinde yaşadığı zorluklara, Dorian Gray'in karakter dönüşümünden Victoria Çağı'nın baskıcı ortamına kadar her şeyi biliyor olmanın dayanılmaz hafifliği var üstümde.
Kitap okumak böyle bir şey işte... Bazı baskılar o kitaptan alınacak zevki 50-60 kat yukarı taşıyabiliyor. Belki de sansürlü baskılardan okuduğumuzda çok daha yüzeysel geçilmiş olan detayları, sansürsüz olan baskıda yazarın esas niyetleri ve ilk halleriyle daha filtresiz okuma fırsatı yakalayabiliyoruz. Edebiyat benim için bu şekilde çok daha keyifli.
Hatta Oscar Wilde'ın daha kitabın başında dünyadaki bütün kitapları değerlendirme konusundaki harika bir düşüncesini de okuyabiliyoruz:
"Ahlaklı kitap, ahlaksız kitap diye bir şey yoktur. İyi yazılmış kitaplar vardır, kötü yazılmış kitaplar vardır. Hepsi bu." (s. 32)
Kitapta ise gerçek anlamda bir kusursuzluk ideali var. İnsanlar olarak hepimiz kusursuz varoluşlara ulaşmayı arzuluyoruz. Kendimizi sosyal medyada