Mkly

"Olmak" her şeyi kendi bütünlüğü, canlılığı, yaşamı ve gelişimi içinde sevmek demektir. Böyle davranan bir insan, dışsal ve maddesel olana bağlanmaksızın kendini geliştirip evrimleşmeye çalışır ve insanlık bilinci ile diğer insan kardeşlerini sevme, onlarla bir olma arzusunu taşır. "Olmak" sözcüklerle tanımlanıp anlatılamaz. O, ancak yaşanılan ve içte hissedilen bir özellik, bir süreç, bir canlılıktır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Doğayı fethetme arzusu ve doğa düşmanlığı zihnimizi öylesine köreltmiş ki, doğal kaynakların da bir sonu olduğunu ve bir gün tükenebileceklerini, ayrıca doğanın insandaki bu sömürücü tutuma karşı kendini savunabileceği gerçeğini bir türlü göremiyoruz.
Bazen insanın yalnızlığı sonsuz olur.
Kader, suçluluk ve ölüm korkusu; modern ruhu altüst eden üç kaygıydı. Kader, anlamı ve amacı tutsak etmişti; yaşayan bir ölü olmaktı. Ölüm ise hayatta anlamın olmayışının ve herhangi bir ödül ya da ceza ümidi olmadan anlamsızlık tecrübesinin ta kendisiydi.
"Uyum Kurma" ilk konuşmanın başlığıydı. Bu iki biçimde oluyordu; dış ve iç koşullarla uyum kurma. "Iç" bilinçdışını gösteriyordu. Içsel olanla uyum kurmak için bireyselleşmek gerekiyordu ve bu da başkaları ile uyum kurmanın karşıtıydı. Bu gerekliliği karşılamak ve dolayısıyla uymacılıktan kopmak kefaret ve yeni bir "kolektif işlev" gerektiren trajik bir suçluluk duygusu doğuruyordu çünkü birey toplumda bulunmayışının yerine koyacağı değerler üretmeliydi. Bu yeni değerler kişinin kolektifi telafì edebilmesini sağıyordu. Bireyselleşme ancak az sayıda insana uygundu. Yeterince yaratıcı olamayanların toplumla arasindaki kolektif uymacılığı yeniden kurması gerekecekti. Birey yalnızca yeni değerler değil, toplumun "gerçekleştirilebilir değerler bekleme hakkı" olduğu için aynı zamanda toplumun kabul edebileceği değerler de yaratması gerekiyordu.