Paul Tillich

Paul Tillich

Yazar
7.3/10
23 Kişi
·
65
Okunma
·
22
Beğeni
·
1617
Gösterim
Adı:
Paul Tillich
Unvan:
Din düşünürü
Doğum:
Almanya, 1886
XX. yüzyılın en büyük din düşünürlerinden birisi olan Paul Tillich, 1886'da Almanya'da küçük bir köy olan Star zeddel'de doğdu. Berlin'de felsefe ve teoloji okudu. 1924-1925'te Marburg Üniversitesi'nde profesörlük yaptı ve burada Martin Heidegger'le tanışan Tillich, Heideggerci anlamda varoluşçuluğun kavramlarını kullanmakta tereddüt etmiştir. 1925'ten 1929'a kadar Dresdan'da, 1929-1933 tarihleri arasında da Frankfurt'ta felsefe profesörü olarak çalıştı. Nazilerin işbalına gelmesiyle 1933'te görevinden alınan Tiilich, ABD'ye göç ederekNew York'ta Union Theological Seminary'de çalışmış, Harvard Üniversitesi'nde ve Chicago Üniversitesi İlaiyat Okulu2nda öğretim üyesi olarak bulunmuştur. Varoluşçuluğun teolojideki önemli temsilcilerinden birisi olarak görülen Tillich, dinle insan varoluşunun derinlikleri arasında bağ kurmanın önemine inanmış, Arthur Schopenhauer'ın iradeciliğinden, Karl Marks'ın sosyalizminden, Frederich Nietzsche ve Sigmun Freud'dan ve günümüzün en önemli iki Protestan ilahitaçısı olan Rudolf Bultmann ve Karl Barth ekollerindençokça etkilenmiştir. Zamanının yorum, tarih, ilahiyat, sosyal ilimler ve psikoloji sahasındaki araştırmalarını kişisel bir sentez içerisinde birleştiren Tillich, Almanya'da dinsel sosyalizmin önde gelen sözcülerinden biri olmuştur. Klasik Alman teolojisini eserleriyle çokça etkileyen Paul Tillich, 1965 yılında ölmüştür.
“Uçurumu bir kartalın gözüyle görmüş, kartalın pençeleriyle ona tutunmuş biriydi, cesareti vardı.”
Paul Tillich
Sayfa 55 - Nietzsche alıntısı
127 syf.
·Beğendi·8/10
Günlük hayatta kullandığımız bazı kavramlar farkına varamasak ta, bazen koca bir geçmişin izini ya da insanlığın ortak değerlerini üstüne taşırlar. İman, inançlı olsun olmasın herkesin bir yerde karşılaştığı bir kavramdır. Tillich bu kavramın çerçevesini, ne olduğunun yanı sıra ne olmadığından neleri kapsadığına kadar inceler. Kitapta geçtiği şekliyle ..."iman, en kutsal otoriteye bile güvenden daha fazla bir şeydir. İman, bir kimsenin tüm varlığıyla, nihai kaygısının konusuna iştirak etmesidir"
196 syf.
“Olmak ya da olmamak işte tüm mesele bu”
-William Shakespeare
Kitap kendinizi ve insaları anlamak için sizi güzel bir tartışmaya sürükleyebilir.

Daesin kavramı Almanca bir kelimedir. Burada olmak, evrende bulunmak ve varolmak anlamlarına gelmektedir. Yani kısaca varoluştur Daesin. İnsan bu varoluşunu yani doğuştan getirdiği potansiyelini geliştirmek için büyük bir çaba içerisine girerken cesarete de ihtiyacı vardır. En büyük cesaretin ise kendi benliğini her şeye rağmen kabul edip onaylamaktır. Bu cesareti gösteren insanın modern zamanın oluşturduğu anlamsızlık, umutsuzluk ve kaygıyı yenip Tanrı’yı aşacaktır. Tanrıya, insanlara ve kurallarına ve iktidara rağmen bu potansiyelini gerçekleştirmek gerçek bir cesaret ve çaba ister. Bunları başaramayan insan kaygı, anlamsızlık ve umutsuzluk gibi insanı tüketen kavramlarla boğuşmak zorunda kalır.
Kitap ayrıca psikoloji alanında meraklı olan ve kendini geliştirmek isteyen, kaygı, korku, anlamsızlık ve umutsuzluk kavramları üzerine araştırma yapmak isteyen yapmış olsa bile bir teologun gözünden bakması farklı bir bakış açısı sağlayacaktır.
Irvın Yolom okurken özellikle Varoluşçu Psikoterapi kitabını yazarın yaptığı alıntılarla yazardan ne kadar etkilendiğini gördüm. İnsanın ölüm gerçeği, anlamsızlık, kaygı gibi kavramlarla yüzleşebilmemizi sağlayacaktır.
Cesaretin bir erdem olduğundan ve en büyük cesaretin ise kendi benliğini her şeye rağmen onaylayıp kabul etmesi olduğunu belirtiyor.
Lakin Tanrı’yı aşan Tanrı’ya ulaşabileceğini sürekli söylemesi beni düşündürdü. Tanrı’yı yok etmişken(öznel bakış) bunun insanda anlamsızlık ve umutsuzluk yaratacağını ama bu boşluğu illa bir üst Tanrı’yla mı doldurmak gerekiyor. Bence hayır nasıl Tanrı olmadan şuana kadar gelebildiysek şimdi de Tanrı olmadan hayatımıza yeni anlamlar bulup bu boşluları doldurabiliriz.
Kaygı, korku ve cesaret gibi kavramların ontolojik çözümlerini yapması psikolojiden sonra farklı bir bakış açısı yarattı bende. Bence bu kitabın psikoloji ile ilgili bölümlerde bir ders kitabı ya da ders dışında bile olsa okutulması gerekilen bir kitap. Neyse çok uzatmayayım iyi okumalar.
196 syf.
·36 günde·Puan vermedi
“İnsan;bir damla kan ve bin endişe.” demiş Şirazlı Sadî. Varlığımızın maddesel ve manasal özüne dair ne isabetli tespit;
her daim sürekliliğini koruyacak bir kaygılar yumağı ve onun canlılığını sağlayan fizyolojik varlık maddesi! Olmak Cesareti bana sürekli bu sözü hatırlattı okurken... Var olmak en temel güdülerimizden biri. İnsan var edilmekle var olmak arasında salınan bir sarkaç gibi adeta hayatı boyunca; hiçlik uçsuz bucaksız düz bir ovaysa var edilmek ovada bir tepe gibi yükselmek. Adına ne dersen de bir güç varlığımızı hiçliğimize tercih etmiş ve varlık arenasına istemsizce girivermişiz. Lakin varlığın kısmi de olsa iradeli çeşidinde bulunmak bir sorumluluk yıkmış üstümüze: varlığını kendi kendine anlamlı olan, anlam üreten şekilde devam edebilecek halde kendi elerinle var etme sorumluluğu! Yani var edilmiş olmak değil var olmak durumu. Ne büyük cüret! Epik çapta bir cüret isteyen bir iş bu insana kader olarak yazılan. Bu epik cesareti,olmak cesaretini, göstermek bütün kaygılardan azade kılan mistik bir giysiye bürünmek demek gibi; İsmet Özel’in dediği gibi ‘..taşınacak suyu,kırılacak odunu’ bulmuş olmanın huzuru gibi. Ne yapmak lazım peki ‘olmak’ için? Doğru soruları sormak. Doğru soruları bulmak. Doğru sorunları bulmak. Bunun için de insanı doğru dürüst tanımak. En temel bileşenlerini, kanını ve o kanın taşıdığı endişelerini tanımak gerek. Ömürlük,tabiri caizse evladiyelik değerde bu kazanım için belki de ömürlük olacak bu çabanın içine girmek gerek...İşte bu kitap, insana dair öyle temeldeki şeylerden bahsediyor ki okuyup anlamaya başladıkça olmak cesaretine ulaşmak için çocuksu bir heyecan doğuyor içte. Özellikle modern ruhu etkileyen üç kaygı üzerine kurulan fikriyat beni mest etti diyebilirim. Kitaptaki felsefe külliyatına dair atıflar benim gibi bu alanda eksik okuyucuyu zorlayabilir ama araştırıp öğrenerek okumaya devam etmeyi şiddetle tavsiye ederim. Her kitaplıkta( zihinsel ve fiziksel) bulunması gereken teoloji,varoluşçuluk,psikoloji okumaları yapanlar için kaynak olacak müthiş bir eser.
127 syf.
·10/10
İlahiyatçı Paul Tillich'in İMANIN DİNAMİKLERİ kitabını her fırsatta yeniden okurum ve bilinç düzeyime göre yeni bir şey fark ederim. Onun Protestan Hristiyanlıktan gelen eğilimi ilginç biçimde İslâm'ın İMAN kavramıyla birleşir. Diğer dinlerde de odak noktası seçme konusunda iman, aşağı yukarı aynı şeyleri söyler.

İnsanın tüm eyleminin, düşüncesinin, kaygısının, kutsalının dinamiklerine bakıp, imanda nihai odak noktası bulunabilir. Modern çağda "başarı" gibi, gerçekleştiğinde bile insanı tatmin etmeyen "iman" türü vardır. Çünkü nesneleri sonsuz / nâmütenahi / sınırsız değildir.

Paul Tillich; kaygıda odak noktasının sonu gelince, imanı boğan "iman"ı kabul etmiyor. Para, devlet, parti, önder, millet, makam, ideoloji, din ilh... İnsan perestliğe örnek olarak: İsa "Bana inanan, bana değil, beni YOLLAYANA uysun" diye uyarmıştır. (Kutsal başka, kutsalın taşıyıcısı başka şeylerdir.)

İnsanı iman kılığında hataya götüren İNANÇ, sorgulanmaya alınmazsa fanatiklik doğurur. Bunun için "İnanç, delil eksikliğini telafi aracıdır" denir. Fanatizmin tek ilacı ŞÜPHE. Bunun için Peyami Safa "Şüpheden doğmayan İMAN piçtir" der.

Son yıllarda Türkiye'de inanca karşı ANLAMLI bir reddediş yaşanmasını pozitif buluyorum. Din, devlete fazla yaklaştı. Teizm ve ateizm Anadolu'da altın dönemini yaşıyor. Demek ki bizim içimizde nihai odak noktasını, bir partiye / ideolojiye / din adamlarının keyfine kaptırmak istemeyen yurttaşlarımız varmış...
196 syf.
Cesaret kelimesini genellikle askeri çağrışımı ile düşünürüz ve soyluluğa yorarız. Ancak Tillich'in bahsettiği cesaret, ontolojik bir cesarettir. Cesaret "bir şeye rağmen" kendini onaylamaktır. Bir şeye rağmen'den kasıt ise "ölüm, anlamsızlık ve suçluluk" kaygılarıdır. Bu üç ontolojik kaygıya rağmen cesaret gösterip kendini onaylamalısın.

Ölüm, anlamsızlık ve suçluluk hepimizi tehdit eder, ancak bazılarımız bu tehditler karşısında kaçış mekanizmalarına başvururuz, bu kaygılarla başa çıkmak için kendimizden vazgeçeriz adeta.

Bu üç kaygı türü bizi umutsuzluğun sınırına götürür. Bu umutsuzluk aslında sınır durumdur. Umutsuzluk bir nevi farkına varıştır. Kendimizi onaylamadığımızı fark edişimizdir.

Umutsuzluk sınırında ya cesaret gösterip kendimizi onaylayacağız ya da intihar edeceğiz. Ancak intihar etmek bizi yalnızca ölüm kaygısından kurtarır, anlamsızlık ve suçluluk kaygısından kurtaramaz. Dolayısıyla intihar ederek bu kaygılardan kaçılamaz. Tam da bu yüzden umutsuzluk hakikatinden kaçışın imkanı yoktur.

Son olarak Tillich varolma cesaretinin iki türünden bahseder: kendi olarak varolma cesareti ve bir parça olarak varolma cesareti. Varolma cesareti iki tür cesareti de kapsar. Kolektivist ve konformist toplumlarda kendi olarak varolma cesareti tehlikeye girer. Dolayısıyla benliğin kaybına yol açar. Kendi olarak varolma cesareti radikal biçimde benimsendiği takdirde ise dünyanın kaybına yol açar.

Sonuç olarak insan, ortadan kaldırılması mümkün olmayan kaygılardan kaçınmak yerine, onlara rağmen cesaret gösterip kendisini onaylamalıdır.
136 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10
Yazar bu kitapta Aşk, güç ve adalet kavramlarının ontolojik ve epistemolojik incelemelerini yapıyor. Bana biraz öyle herkesin hadi alıp metroda orada burada okuyayım diyebileceği kitaplardan değil gibi geldi. Daha akademik alt yapısı var ve okurken ciddi anlamda zorluyor. Ve yer yer çok sıkıyor. Belki bu konular hakkında araştırmaları olanlar ve akademik anlamda derinleşmek için okunabilir. Onun dışında okumasanız bir şey kaybetmezsiniz.
168 syf.
·17 günde·4/10
Ahlak ve Ötesi konusunun bağlamından ziyade onlarca hatta abartmak gibi olmasın yüzlerce konu başlığında derleme konferans, seminer ve deneme tarzı yazın eserlerin bir araya getirilmiş hali. Bütünlüğü yakalayamadığım için kitabı epey süründürdüm. Paul Tillich genel anlamda din, dinler çatısından bakmaktan ziyade daha çok kendi evinin çatısı olan Hristiyanlık ve Avrupa felsefesinin kökeni olan Antik Yunan kavramsallığından yola çıkıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Paul Tillich
Unvan:
Din düşünürü
Doğum:
Almanya, 1886
XX. yüzyılın en büyük din düşünürlerinden birisi olan Paul Tillich, 1886'da Almanya'da küçük bir köy olan Star zeddel'de doğdu. Berlin'de felsefe ve teoloji okudu. 1924-1925'te Marburg Üniversitesi'nde profesörlük yaptı ve burada Martin Heidegger'le tanışan Tillich, Heideggerci anlamda varoluşçuluğun kavramlarını kullanmakta tereddüt etmiştir. 1925'ten 1929'a kadar Dresdan'da, 1929-1933 tarihleri arasında da Frankfurt'ta felsefe profesörü olarak çalıştı. Nazilerin işbalına gelmesiyle 1933'te görevinden alınan Tiilich, ABD'ye göç ederekNew York'ta Union Theological Seminary'de çalışmış, Harvard Üniversitesi'nde ve Chicago Üniversitesi İlaiyat Okulu2nda öğretim üyesi olarak bulunmuştur. Varoluşçuluğun teolojideki önemli temsilcilerinden birisi olarak görülen Tillich, dinle insan varoluşunun derinlikleri arasında bağ kurmanın önemine inanmış, Arthur Schopenhauer'ın iradeciliğinden, Karl Marks'ın sosyalizminden, Frederich Nietzsche ve Sigmun Freud'dan ve günümüzün en önemli iki Protestan ilahitaçısı olan Rudolf Bultmann ve Karl Barth ekollerindençokça etkilenmiştir. Zamanının yorum, tarih, ilahiyat, sosyal ilimler ve psikoloji sahasındaki araştırmalarını kişisel bir sentez içerisinde birleştiren Tillich, Almanya'da dinsel sosyalizmin önde gelen sözcülerinden biri olmuştur. Klasik Alman teolojisini eserleriyle çokça etkileyen Paul Tillich, 1965 yılında ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 22 okur beğendi.
  • 65 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 128 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.