Birden bağırsakları yırtılıyormuş gibi bir ağrı saplandı karnına. Melikşah acıyla böğürdü, yanındakilerin dizlerinin bağı çözüldü. Sinirle elindeki kadehi fırlatıp attı, ağzındakileri tükürdü. İki büklüm oldu, içi boşaldı, sayıklamaya başladı, sonra da bayıldı. Çevresindeki onlarca musahip, asker ve hizmetkâr titriyor, birbirlerini kuşkuyla süzüyorlardı. İçkiye zehri kimin karıştırdığı hiç öğrenilemeyecekti. Belki de turşuya katılmıştı. Yoksa av etine mi? Ama herkes aklından hesap yaptı: Nizam öleli otuz beş gün olmuştu. Vezir "kırkını göremeyecek" demişti. Öcünü alanlar verilen mühlete uymuşlardı.