Merve

"Peki ama kendini bütün müzik uzmanlarından üstün görmüş olmuyor musun böyle?" diye karşı çıktı kız. "Hayır, hayır, tek bir an bile. Ben sadece birey olarak hakkımı savunuyorum. Ben sadece Madam Tetralani'nin fil gibi hoplamalarıyla orkestradan aldiğım zevki kaçırması konusunda düşündüklerimi sana anlatmaya çalışıyorum. Dünyanın tüm müzik uzmanları istedikleri kadar haklı olsun. Ben yine de kendi hazlarımı insanoğlunun ittifakla verdiği hükümlerden önemsiz görmeyeceğim. Eğer bir şeyi sevmediysem sevmedim demektir, o kadar. Şu güneşin altındaki hiçbir sebep sadece türdeşlerim çoğunluk olarak onu beğeniyor veya beğenilmesi gerektiğine inanıyor diye o beğeniyi benim de taklit etmemi gerektirmez. Hoşlandığım ya da hoşlanmadığım şeylerde modayı takip edecek değilim."
Alıntı
Reklam
"Önyargılarla dolu inançlarımıza bağlı kalmak noktasında çok inatçıyız ve üstelik ne kadar saçma olsa da aldığımız her kararı kendimize makul hale getirecek rasyonel sebepler üretmek noktasında da çok yetenekliyiz. İşte böyle bir yanlılık ve inatçılığın üzerine başarıya dair her yerde sürekli karşımıza çıkan benzer hikâyeler de eklenince, hayata ve başarıya ilişkin oluşturduğumuz inancın ne kadar da zehirli olduğu anlaşılabilir diye umuyorum. Üstelik bu zehrin etkilerinden bizi kurtarabilecek herhangi bir panzehir de etrafta pek bulunmuyor. Onun yerine, ne yazık ki etrafımız sürekli "kendine inan", "çok çalış" ve "başar" motivasyonları ile dolu vaziyette. Oysa standart tanımlanmş başarılara ulaşma olasılğımız sandığımızdan çok daha küçük, üstelik bașaracağımız şeyin ne olduğu ve hatta gerçekten isteyip istemedigimize ilişkin de pek bir düşüncemiz yok. Sürekli aynı yalanlarla bezeli bir dünyada yaşarken arabalara havlayan köpeklere dönüşüyoruz. Başarıya ulaştığımız anda ne yapacağımıza dair pek bir fikrimiz yok, sadece her geçen arabaya havlıyoruz ve bunu yapmamızın temel nedeni etrafımızdaki diğer köpeklerin de arabalara havlamasından ibaret."
"Başarısızlıklarımızdan muazzam dersler çıkarma şansımız olsa da bunu görmezden gelmeyi tercih etmeye meyilliyiz. Daha da fenası, başarısızlıktan ölesiye korkuyoruz. Hepimiz başarısızlıklardan kaçınmaya, onun yerine başarıdan ders çıkarmaya meraklıyız. Üstelik ders çıkarmaya pek meraklı olduğumuz başarı hikâyelerinin neredeyse hepsi gerçeklikten kopuklar."
"Pozitif psikoloji ekolü, depresyona sebep olan durumun öğrenilmiş çaresizlik olduğunu söyler. Kontrol edilemez,değiştirilemez olarak algıladığımız durumlarda kendimizi çaresiz hisseder;çaba harcamak için gereken motivasyonu kendimizde bulamayız. Kontrol edemediğimiz durumların tekrarlaması ve yaşadıklarımızda kontrolümüzün azaldığını hissetmek depresif duygulara yol açar. Olumsuz deneyimler yaşamak veya bașarısız olmak, kendi başına öğrenilmiş çaresizlik hissinin olușması için yeterli değil elbette fakat bașarısızlığın devam etmesi durumunda içsel olarak kendimizi giderek daha az yeterli görmeye başlarız. Ve kendimize olan güvenimiz azaldıkça daha çaresiz hisseder, içerisinde bulunduğumuz olumsuz koşullardan kurtulma yolunu aramaktan vazgeçeriz."
"İleri yönelik kısa ve uzun vadeli hedeflerimiz olması, her rüzgârla savrulmadığımızı, bir yönümüz olduğunu hissettirmesi bakımından önemli olabilir. Kısa vadeli, nispeten daha ulaşılabilir hedefler oluşturmak bu yolda adım atmamızı kolaylaştırır; adım attıkça yolda ilerlediğimizi görebiliriz ve bu bizi kaybolmuşluk hissinden uzaklaștırır. Kontrol algısını bu șekilde artırmak mümkün. Ama yaşam elbette hedef gerçekleştirmekten ibaret bir yol değil. Öyle olsaydı, yani kontrol algısı için sadece hedefe ilerlemek gerekseydi doğallık kalmaz, planlar içinde hapsolmuş hissederdik. Yaşamın içinde hedefe yönelik hareketler kadar hedef odaklı olmayan, kendiliğinden yașantılara da ihtiyaç ve yer var. Hepsi bir denge meselesi. Bazen dengeyi kaybetmek de o dengenin parçası olabilir. Kendiliğinden olana alan tanımak; yani bazen kontrolü bırakmak da sağlıklı kontrolün, öz-düzenlemenin bir parçası."
Alıntı