İmâm Gazâlî (rah.), şöyle buyurmuşlardır:
İlim talebesine düşen en mühim vazife, nefsini kötü ahlâktan temizlemektir. İlim, kalbin bir ibadetidir. Nasıl ki namaz için, âzâları temizlemek yani abdest almak şart ise kalbin ibadeti olan ilim için de kalbin, kötü ahlâktan temizlenmesi şarttır. Hadîs-i şerîfte, “Din, temizlik üzerine bina olunmuştur.” buyurulmuştur. Temizlik, madden olduğu gibi mânen de olur. Manevî necâsetler ki kötü ahlâktır, onların temizliği, manevî bir temizliktir.
Eğer ‘Nice kötü ahlâklı kimseler de ilim tahsil etmiyorlar mı?’ dersen; derim ki: Onların tahsil ettikleri ilim, ebedî saadeti kazandıran hakîkî bir ilim değildir. Zira bir kalpte hakîkî ilmin nuru ortaya çıktığında, o kalbin sahibinin ahlâkı elbette güzelleşir. İlmin en aşağı derecesi, günahların ve kötü huyların, insanın ebedî hayatını mahveden helâk edici birer zehir olduğunu bilmek ve anlamaktır. Hiç akıllı kişi, bile bile zehir içer mi? İşte bu sebeple hadîs-i şerîfte, “Her kimin ilmi artar da hidayeti artmazsa, ancak Allâhü Teâlâ’dan uzaklığı artar.” buyurulmuştur.
İlim talebesinin diğer bir vazifesi, ilim tahsili esnâsında dünyevî alâkaları mümkün mertebe azaltmaktır. Zira bunlar, kalbi meşgul edip ilim tahsilindeki faydayı azaltır. “Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır.” (Ahzâb Sûresi, âyet 4) buyurulmuştur. Zihin, başka şeylere dağıldıkça, hakikatleri kavramaktan âciz kalır. Bunun için ‘Sen, ilme kendini tamamen vermedikçe ilim sana bazısını vermez.’ denilmiştir.
Dikkat edilecek diğer husûs da ilme ve ilim ehline karşı kibirlenmemektir. İlim tahsilinde tevâzu şarttır. Talebe, hocasına itiraz edip karşı gelmemeli, hocasının nasihatlerini, dinleyip anlamaya çalışmalıdır.
İlim tahsil edenin gâyesi, Cenâb-ı Hakk’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Gâyesi, riyâset, mal kazanmak,