İdrakini davasına adamış, hakkı bulmak için metafizik dünyada körebe oynayan bir adam… Bunalımlar ,arayışlar,yönelişler ve bin bir çile içinde ‘ben ve ötesin’ i arayan bir umman…
Bir duygunun, idrakin, benliğin içinde kayboluşların, kendini buluşların, kendinden hakka yönelişlerin resmini çizmekte ne kadar muvaffakiyet sağlayabilirsek Necip Fazıl’ın da bu yolculuğunu o düzeydeki bir isabetle kelimelerle anlatma şansına sahip olabiliriz. İşte Necip Fazıl bu daire içinde değerlendirilecek bir fikir denizidir.O’nu anlamak veya en azından onu anlamaya hizmet etmek üzere atılan ipin ucundan bir nebze tutmayı başarabilmek için onun yaşayışının fikirlerinin ve hayat mücadelesinin kaynağı olan metafizik dünyasına eğiliyoruz.
Şahsiyetler ve devirler birbirleriyle ayrılmaz bir bütündür. Her devir kendini ifade edebilecek bir şahsiyeti bünyesinden çıkarmıştır. Milli Mücadele devri Mehmet Akif’i ; bir milletin özünü, tarihini arayış devri Yahya Kemal’i ; insanin özünü, hayatının ve yaratılışının anlamını ve Yaratan’ını bulma çabası da Necip Fazıl’ı kendi devirlerinin sözcüleri olarak yoğurmuştur.İşte bu yoğruluş süreci bir heykeltıraşın kayaya şekil vermesi gibi Necip Fazıl’ın zihinsel haritalarının çizilmesi safhalarında adeta bir hocalık görevi üstlenmiştir. O , dönemin bunalımlarını görmüş olma ve insanların sorunlarını yakından idrak etme;tüm bunları zihnine not etme imkanına sahip olma itibariyle devrin kendisine hocalık ettiği bir şahsiyettir.Tüm bu yönleriyle N. Fazıl ilerde devrinin hocalığını yapacak ve milyonları peşinden koşturacak raddeye ulaşacaktır. Gelin bu safhaya ulaşmadaki merhalelerin köşe taşlarını hep birlikte döşeyelim.
Tüm bu bocalayışlar ve arayışlar devrinde İstanbul’da ilköğrenimini tamamlayan N. Fazıl