Duyarlı bir insan açısından her karşılaşma, duyguların ve anıların uyanmasına yol açtığından, yararlı ya da zararlı olur. Tutkusuz insanlar ise gezici kalıplardan farksızdırlar, ne dolabilirler, ne de taşabilirler; donmuş kaleler gibi yeryüzünde gezinir dururlar. Neden hareket ederler? Onları harekete geçiren, ne olur? Birer hayvan olarak dolaşıp durmaları, salt rastlantıdır, gerçekte bitkilerden ayrılır yanları yoktur. Başları kesilse bile yaşamlarını sürdürebilirler, çünkü kökleri vardır.
Bizler düşleri, kutsal sözleri, sesleri-nesnelere ve insanlara göz açıp kapayana dek yaklaşabilmeyi- gereksiniyoruz; ve bunları kendi içimizde bulamadığımız zaman geleneklere başvuruyoruz. Kendi yoksulluğumuz yüzünden, inanan kişiler olup çıkıyoruz. İçimizde daha da yoksul olanlar, bundan da vazgeçiyorlar. Ama ya karşımızdaki? O aynı kişilikte hem Allahı, hem peygamberi, hem de Müslüman kişiyi birleştiriyor. Ona kronik paranoya etiketini yapıştırmamız, bir mucizeyi mucize olmaktan çıkarır mı? Bizler nasırlaşmış akıllarımızın üstünde, cimrilerin paralarının üstüne oturmaları gibi oturuyoruz. Bizim düşündüğümüz anlamda akıl, bir yanlış anlamadan başka bir şey değil. Eğer salt düşünce düzeyinde sürdürülebilen bir yaşam varsa böyle bir yaşamı sürdürebilen tek insan şu karşınızda gördüğünüz delidir!"
Georges Paris sokaklarından geçerken, kimi zaman iyileştirdiği hastalardan birine rastlardı. O zaman, sanki büyük bir köpeğin efendisiymiş de, uzun süre uzaklarda kaldıktan sonra evine dönmüş gibi, eski hastası tarafından sımsıkı kucaklanırdı. Onlara yönelttiği dostça soruların ardında, her zaman gizli bir umut beslerdi. Eski hastalarına iyi olduklarından, uğraşlarından, geleceğe ilişkin tasarılarından söz ederken, şöyle küçük yanıtlar almayı beklerdi: "O günler çok daha güzeldi!" "Şimdi o denli boş ve budalaca bir yaşam sürüyorum ki!" "Yeniden hasta olabilmeyi yeğlerdim!" "Beni neden sağlığıma kavuşturdunuz?" "İnsanlar, bir kafanın içinde ne denli görkemli bir evrenin saklı olabileceğini kestiremiyorlar." "Aklın sağlıklı olması, bir tür bunama demektir." "Sizi hapse atmak gerek! Beni en değerli varlığımdan yoksun kıldınız!" "Sizi yalnızca bir dost olarak takdir ediyorum. Uğraşınıza gelince, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtan başka bir şey değil." "Bir ruh baytarından başka bir şey değilsiniz! Utanın!" "Bana hastalığımı geri verin!" "Sizi dava edeceğim!" "Sağlıklı olmak, ölümden farksız!"