Uygurlardan kalan hukuk belgeleri arasında öyle biri vardır ki Türklüğün yüzyıllar önceki medeniyet seviyesini göstermesi bakımından ayrıca dikkate değerdir. Belge, kölenin efendisini şikâyet dilekçesidir. Yanlış okumadınız, bin yıl önce Türk ülkesinde kölenin efendisini şikâyet hakkı bulunmaktadır. Kovboy filmleri vesilesiyle yabancı olmadığımız Amerika'nın meşhur Kuzey-Güney İç Savaşı'nın çıkma nedenini hatırlayalım. Kuzey köleliği kaldırma, güneyse sürdürme iddiasındadır. İki tarafın anlaşmazlığı savaşa dönüşmüş, yenilgiye uğrayan Güney, köleliği kaldırdığını ilan etse de siyahilere dönük aşağılayıcı tutumlar bir türlü dinmek bilmemiştir. İnsan bunları bilince tarihiyle övünmeden edemiyor. Tabii ki tarih salt güzelleme alanı değildir. Biliriz ki ibret kaynağı olarak değerlendirildiğinde mutlu bir geleceğin işaretçisidir. Ancak güçlünün hakkından cesaret alıp ezik ruhlar üretmeye çalışanlara "Sabıkalarına baksınlar." diye iki çift söz etmekten bizi kim alıkoyabilir? Bencilliğin şirin perdelerle gizlendiği günümüz dünyasında uluslararası hukuk "Hanım kırdı kaza, hizmetçi kırdı ceza" mantığı üzerine işlemektedir. O nedenle evrenin mazlum haritası günden güne genişlerken adalet, kıtlık çağına doğru hızla sürüklenmekte. Kaşgarlı atamızın naklettiği küç eldin kirse törü tünglükten çıkar "Zulüm evin avlusundan girse adalet bacadan çıkar." atasözü, sanki bu günler için söylenmiştir. Atasözünde özellikle tembihlenen nokta ise zalim sıfatı taşıyanların bırakın yanımıza, evimizin kapısına dahi yaklaştırılmamasıdır.
Demem o ki sözle yaralanan Türk, incinir. Tedavisi ise bir ince kelam, muhabbet dolu bir tebessümdür. Halkımız, dil yarasını en acı yara olarak takdim eden ezgilere boşuna böylesine iltifat göstermemiştir. Âşık Veysel 'Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı / Avlasam çöllerde saz ile seni / Bulunmaz dermanı yoktur ilacı / Vursam yaralasam söz ile seni' diyerek vefasız sevdiğinden intikamını almıştır. Koca Yunus, ağulu aşı yağ ile bal eden sözden bahsederken zımnen tam tersinin de mümkün olacağını ihtar eder. O nedenle eskiler ağızdan çıkana, kalemden dökülene dikkat etmemiz gerektiğini tembihler. İnternet çağında tuşlarla belirene de özen göstersek fena olmaz hani... Neyse, söz bitmez. Ancak biz bu kez de yolun sonuna geldik. Azerbaycan’dan bir mahniyla nefeslenelim: 'Aziz dostum menden küsüp incidi / Ayrılık yah kimin çekti yeridi / Gezdiğin yerleri od basıp indi / O gedip galmışam hasretindeyim...'"
Damla hastalığıyla aralarında on beş yıllık hınç vardı. Yaşamını boşa harcatmış, oğlunu yıkmış, bütün tutkularını öldürmüş bir düşman, bir yosma gibi nefret ediyordu damladan. Damla hastalığı olmasa, şu adı sanı bilinmeyen köye sürgün gelirler miydi? Yüreğinin iyiliğine karşın, kocasının nöbetleri karşısında tir tir titriyor, düşmanca bir tutum takınıyor, ben bu konuda beceriksizim, sana bakamam, diyordu.