R.F. Kuang’ın Sarı Yüz eseri, alışılagelmiş o tozlu raf kokulu klasiklerin aksine, okuru bugünün çıplak ve gürültülü gerçekliğiyle yüzleştiriyor. Hepimiz klasikleri okurken karakterlerin dünyasını uzak, yaşanmamış bir hayal ürünü gibi görmeye alıştığımız için, kitabın bu kadar "şimdi"ye ait, gündelik ve keskin dili başta gerçek bir afallama yaratıyor. Geçmişin romantizminden ya da geleceğin belirsizliğinden ziyade, tam da şu an içinde nefes aldığımız sosyal medya çağının, siber zorbalığın ve anlık hırsların dilini konuşması, okuma pratiğimizde alışılmadık bir yabancılaşma hissi uyandırıyor.
Ancak bu modern kabuğun altında, June’un zihninde yankılanan o derin hesaplaşmalar, edebiyatın en kadim temalarından biri olan Suç ve Ceza’nın o tekinsiz sularına bizi geri götürüyor. Karakterin kendi içindeki haklılık arayışı, yer yer "duyulma ve var olma" çabasının getirdiği insani bir ihtiyaçla birleşince ona hak vermemek elde olmuyor; fakat başkasının emeği üzerine kurulan o başarı kalesi her sarsıldığında, haksızlığın verdiği vicdan azabı ağır basıyor. Okur olarak zihnimiz, kitabın sonuna kadar bir sarkaç gibi haklılık ve suçluluk arasında gidip geliyor; gerçekliğin akışkanlığı içinde June’un hem kurban hem de fail olduğu bu hikâyede sabit bir fikirde durmak imkansızlaşıyor. Sarı Yüz, modern zamanın hızıyla klasik vicdan azabını çok garip ama bir o kadar da sarsıcı bir dengede birleştiriyor.
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,2bin okunma
Söylediğim hiçbir şeyi anlamayacak ama en başından her şeyi anlatacağım ona. Detayları bilip bilmemesi önemli değil, dinlemesi önemli, beni duyması, canımın ne kadar acıdığını anlaması. Birinin iyi olmadığımı bilmesine ihtiyacım var.
"Ben deli değilim," diyorum. Ama aklıma aksini ispatlayacak bir kanıt gelmiyor. Gözlerime güvenemiyorum. Hafızama güvenemiyorum. O anda tüm direncim kırılıyor, omuzlarım düşüyor, ciğerim boşalıyor. Sesim çatlıyor. "Deli değilim."