Okuma Hastalığı:
Bütün medeni ülkelerde aynı şikayet: Okumuyoruz.
Kitaplar çoğaldıkça okuma sevgisi azalıyor. Ama, yine de birçokları için okuma bir hastalık.
Bu kimseler incelemek, düşünmek, dinlemek için okumaz; okumak için okurlar.
Ne sanat için ne de zekalarını geliştirmek için okurlar. Sabırsız, ellerine geçeni okurlar. Sırtlarından bir yükü indirmek için okur, okuduklarını müşahede etmez veya tartışma ihtiyacı duymazlar.
Kitap biter bitmez içindekiler de o hızla unutulur. En büyük zevkleri kitap değiştirmek olur.
Kimisi yarısını, kimi baştan sona, kimi gazete okur gibi kimi de okur gibi yapar. Hepsi de rüya görür gibi okur. Bu tiryakilik tembelliğin marazî bir şeklidir.
Okuma delisi birçoklar da; başkalarının (yazarın) sözleriyle yetinir, her konuda başkasının anlayışıyla hareket eder, başkalarının fikirlerine saplanır, alışkanlıklarını alışkanlık edinir kendi iradesini unutuverir. Bu hâl ise en kötü durumdur: Okur adeta kendini okuduklarına hapseder ve kendi kendini yazarın fikirlerinde yok eder.
Bir kısım insanımızın kendini, üstadının, şeyhinin kırmızı kitabında yok etmesi gibi, ya da atasının nutkunda unutması gibi...
Aşırı ve düzensiz okuma hafızayı, düşünce mekanizmasını bozar.
Hastayı gündelik hayattan koparır, çevresindeki olup biteni yorumlayamaz hale gelir.
Marazî okumanın etiyolojisinde hafıza kaybı yatar böylece hasta realitelerden uzaklaşıp,
yaşamın gerçekliğini unutup okuduklarını hatırlatmaktadır.
Düşünceleri bulanıklaşır, kendi başına ne adres sorabilir ne de yolunu bulabilir, muhakeme yetisini kaybeder bir çeşit amnezi yaşar.
Yazar (Proust) söylediklerini şöyle hülâsa ediyor: okuduğunu tahlil etmeyen,
daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan,
her an kendi kafasını kullanmayan zekasını mahveder.
Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri,