Toprak sahibi bir akşam oğlunu yürüyüşe çıkarmış.
"Benimle gel, sana hoşuna gidecek bir şey göstereceğim" demiş.
Güneş batmaya hazırlanırken tepeyi tırmanmışlar. Zirveye vardıklarında ağustosböcekleri uzun otlarda şarkılarını söylüyormuş ve ağaçlardaki her yaprak ince, altın bir ışıkla parlıyormuş. Adam abartılı bir jestle oğluna aşağıda uzanan ülkeyi göstermiş. "Gördüğün her şey, bütün tarlalar, bacası tüten her ev, nehirdeki değirmen, orman, hepsi benim ve bir gün senin olacak. Topraklarımızın zenginliğini iyice seyret."
"Hepsi gerçekten senin mi?" diye sormuş oğlu.
"En küçük ot parçasına kadar."
"Biz çok zenginiz baba. Çok şanslı hissediyorum" demiş çocuk.
Ve ikisi tepede gururla durup zenginliklerini seyretmenin keyfini çıkarmışlar.
Bir hafta sonra köyden fakir bir adam oğlunu yürüyüşe çıkarmış."Benimle gel, sana nefes kesici bir şey göstereceğim" demiş.
Yine gün batarken tepeye çıkmışlar. Gökyüzü rengarenkmiş. Tepede oturup aşağıdaki köyü seyretmişler. Adam abartılı bir jestle bütün yeryüzünü ve gökyüzünü oğluna göstermiş. "Bak oğlum, tarlalara bak, bacası tüten evlere, nehirdeki değirmene, ormana, gökyüzünün muhteşemliğine. Bu güzellikler bahçesinde yaşama şansına sahibiz. Bütün bunlar seyretmemiz ve tadını çıkarmamız için bizim. Kalbin güzelliği görebildiği müddetçe dünyadaki en zengin adam olursun."
Oğlu akşamın ışıklı renklerini içine çekmiş ve birlikte tepede durup gün batımını, sonra yıldızları seyrederek gökyüzünde okudukları hikâyeleri birbirlerine anlatmışlar.