Mucânk

Din ile bilim arasındaki bu bağlantı, İslâm tarafından kendi medeniyeti doruk noktasıyken gerçekleştirilmişken, Hıristiyanlık bunu asla başaramamıştır. Çünkü ya Hıristiyanlığın hükümran olduğu dönemlerde Kilise, kendi skolastik zihniyetiyle bilimleri boğmuş, ya da Rönesans'tan bu yana onlar üzerinde hiçbir etkisi olmamış ve bilimlere karşı sadece artçı savaşları vermiştir.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Şayet bütün tarihin merkezi Avrupa'ymış gibi görülmekten vazgeçilir ve genel insanî gelişme bir bütün olarak değerlendirilirse, şu hakikatin kabul edilmesi gerekir: 7. yüzyıldan 14, yüzyıla kadar (dünya ilim ve irfanında) bir kara delik olmamıştır, aksine tarihin en parlak medeniyetlerinden biri, yani İslâm medeniyeti (o dönemde) ortaya çıkmıştır"
Çin'in, Hint'in, Mezopotamya'nın ve İslâm'ın ilimleri, Avrupa'nın cahil olduğu bir devirde, insanı hayran bırakan parlak dönemlerini yaşamışlardır. Avrupa, o zamandan beri ise artik, barbar cehaletten bilgiç bir barbarlığa geçmiştir.
Acaba Batı'nın "büyüme modeli"nin bir sapkınlık, hastalıklı tarihi bir vâkıa olduğunun farkına ne zaman varılacak?
Gerçekte, "gelişmiş ülkeler" ve "az gelişmiş ülkeler" yok, Sadece "hakim olan" ülkelerle "hâkim olunan" ülkeler, "hasta" ülkelerle "aldatılmış" ülkeler vardır.