Her deniz bir martı, her ömür bir tufan, her rüya bir uyku, her nota bir şarkı, her mezar bir ölüm, her güneş doğacak bir kuytuluk bulur ya kendine , bulur ya ;
ben
senden
başka
sen
bulamam...
B u l a m a m !
Artık gözümü kırpmadan vurabilirim kendimi de ; vurabilirim kendimi bir usturanın katil çeliğiyle. ya da o paslı tüfekle 24. 00 sonrası... Bir namlunun ansızın dağıtacağı beynimi bırabilirim bulvarda aç gezinen itlere ; ardımdan kan... Kan koksun gece !
( Bilirim cesedimin üstünde bir dal kılır, bir yaprak hışırdar yine; orda '' kime ne '' sin
sen; alıp gidensin kendini kendinle...)
Feride,
Şimdi yanaş kıyılarıma bir vapur gibi;
Çarpıp durayım güvertelerde gözlerine...
(Beni böyle eller,
beni yollar, beni yeller,
kelepçeler, hücreler beni
alıp gitmeye,
inan ki Feride inan,
aşk, önce !)
Ve birden bire Avenarius'u anlayıverdim: Kendini önemli sanan bir dünyaya önem vermeyi reddeder ve bu dünyada gülüşümüze hiç bir yankı bulmazsak, elimizde tek çare vardır: Dünyayı bir blok halinde ele alıp onu kendi oyunumuz için bir nesne haline getirmek; bir oyuncak haline getirmek. Avenarius oynuyor ve oyun önemsiz bir dünyada onun için önem taşıyan tek şey. Ama bu oyun kimseyi güldürmeyecek, o da bunu biliyor.