Sadece umut değildir bu, aynı zamanda tüm çapraşık özlemlerimizdir: Hırs, nefret, sevgi (özellikle de sevgi); duygularımız, hak eder göründükleri hedeflerine ne denli ender olarak erişir? Nasıl umutsuzca işaret veriyoruzdur, gökyüzü ne kadar da karanlıktır; dalgalar ne kadar da büyüktür. Hepimiz de denizde kaybolmuşuz, umut ile umutsuzluk arasında gidip gelmişiz, bizi kurtarmaya hiçbir zaman gelmeyebilecek bir şeye el sallamışızdır. Felaket sanat olmuştur; ama indirgeyici bir süreç değildir bu. Özgürleştirici, genişleten, açıklayan bir süreçtir. Felaket sanat olmuştur: Yani sonuçta, işe yaradığı şey olmuştur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Spoiler içerir!
Evet, Margaret Atwood. Evet, mitoloji. İkisi de beni heyecanlandıran elementler. Ama bir araya gelince gel gelelim ki; beni içine alıp uzak diyarlara götüremedi. 12 hizmetçi, feminist dalganın bir yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Penelope ise, tarihte aksedilenden çok farklı gelmiş. Helena hayal ettiğim gibi ama ona şaşırmıyorum. Galiba mitolojide asaletli, cefakar tasvir edilen birisi böyle kusurlarıyla, mutsuzluklarıyla karşımıza çıkınca bizi bir vuruyor. Ama benim için bu vuruş sarsıcı olmadı, dediğim gibi Penelope daha çok problematik ve takık özellikleri ile baskın bir karakter olarak kaldı. Çeviriyi maalesef hiç beğenmedim. En sonunda yer alan mahkeme sahnesini sevdim ama kitaba yedirilmiş bulamadım, sanki alakasız bir kesit gibi okuyunca beni mutlu etti ama kitabın sonu için beklediğim, hayal ettiğim bu değildi. Ve tabii, eril düzen aşağılanırken Odysseus’un yüceltilecek hali yoktu. Odysseus favori karakterim olmasa da bu kadar kötü bir sonu hak etmediğini düşünüyordum. Penelope de sonsuz bir mutsuzluğa çarptırılmış gibi anlaşılıyordu. Bana bunlar yersiz geldi. Anlatıyı da sevmeme rağmen, okudum bitti. Feminist kütüphaneme eklediğim bir kitap sayıyorum.