Odysseia'yı okurken aklıma ara ara şu soru geldi: Neden bu kitap bu kadar önemli? Neden okumalıyım? Bu kitabı bitirirsem büyük bir iş başaracağımı hissediyordum ama neden?
Şimdi her iki kitabı bitirdikten sonra, İlyada ve Odysseia'yı edebiyatımızın temeli olarak görüyorum. Bugün hala destanların birer parçaları tekrar kurgulanarak yazıldığında ya da beyaz perdeye aktarıldığında izlenme ya da satış rekorları kırıyor. Demek ki, hala edebiyatımızda Homeros ile bir yarış içindeyiz diyorum içimden. Galiba her seferinde kaybetmeye mahkumuz. Homeros'a hakkını vermişken, Azra Erhat'ı da analım.Her iki destan için de söyleyebilirim ki, çevirisi bu kadar başarılı, bu kadar muazzam eserlerle tekrar karşılaşacağımı sanmıyorum açıkçası.
Öncelikle biraz İlyada'ya değineyim. İlyada, savaşın ağırlığını da içinde barındıran bir kitap olduğundan benim için daha yavaş geçmişti. Akhilleus'un savaşa girmesine dek olaylar daha bir ağır seyrediyordu. Gel gelelim, İlyada destanında tanrılar daha çok yer alıyordu ve onları özellikleri ile daha çok görüyorduk. Ki benim için tanrıları okumak destanın en zevkli kısımlarından biriydi. İlyada destanını en son Akhilleus'un ölümü ile bırakmıştık. Yürek parçalayan dizeler okumanın tadına varsak da destanın da sonuna gelmiştik.
Herkes gibi ben de, İlyada'yı okumaya başlarken yanıma ne olur ne olmaz diye Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğü'nü aldım. Ara ara destek aldığım oldu tabi ki, ama genel olarak zaten mitolojiyi çok seviyorum ve karakterlere de aşinalığım vardı. Örneğin tanrıları, Agammemnon ve Odysseus gibi belli başlı komutanları, Akhilleus ve Patroklos'u biliyordum. O sebeple kendimi de çok sıkmadan ve her karakteri uzun uzun bu kimmiş diye bakmadan okudum, sorun yaşamadım. Yine de Mitoloji Sözlüğü insana bir güvence veriyor, tavsiye