Anlık olayların bilincine sahip olsak da belli bir sürede veya o sürenin sonunda geçen olayların bilincine kesinlikle sahip değiliz. Totaldaki resmin bilincine müdahale ettirmeyen ilahi bir bilinç var. Anda yaşayan biziz ama olay örgülerinin sonundaki hizaya nasıl geldiğimizi bilemiyoruz. Bilinç anda gerçekleşiyor doğru ama biriken yılların sonunda ben buraya nasıl geldim sorusunu yine de soruyoruz? Benim vardığım sonuç şu: anlık olaylara verdiğimiz bilinçli tepkiler belli süre sonunda ortaya çıkan sonuca bakılarak doğruluğu veya yanlışlığı tartışılıyor. Yani anlık bilinçli verdiğimiz kararlar aslında sınavın kendisi ve defterler açıldığında sınav bittiğinde sonucu gördüğümüzde o sonuca müdahale edemiyor oluşumuz bizim kim olduğumuzu söylüyor. Peki totaldaki bilince neden müdahale edemiyoruz?
(Meaçe)
1000Kitap
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Kadının yatışını kalkışını yürüyüşünü konuşmasını gülüşünü, saçının her bir telinin hareketlerini bir manzara gibi seyretmek istersin.” Alıntı gibi geldi dimi, ama değil cümle bana ait :)
Ama ben de yürümeyi sevmediğim o sersem sokaklarda öylece, kendi iç sesimle birlikte, kurguladığım hayallerle duyguma karşılık gelen kadını aradığım, evinin önüne gidip deli gibi beklediğim ama bütün bunların adının “aşk” olduğunu bilemediğim bir dönemde, bilhassa kışın hafif alacalı, hafif yağmurlu, sokak lambalarının kendini aydınlatmaya yetmediği o kısık sesli masuma dönüşen ıslak yollarda, onun elini tutmak ve onu evine bırakmak için yolumu üç kat uzattığım, hiç gitmeyecek olduğum mahallelerden geçtiğim, hiç gitmeyecek olduğum caddelerde yürümek istediğim zamanlarda kendime hep şunu dedim; “Olum sen aşıksın”, yoksa bu kişi sen olamazsın.
Herhalde bir kadına böylesine benim gibi âşık olan onlarca kişi bu kitabı okuduğunda, Berlin sokaklarında âşık olduğu Maria için duygudan duyguya geçen, karşı tarafla hiçbir alakası olmayan, karşı tarafın hiç içinde yaşamadığı duyguları safiyane kendi içinde yaşayan, yaşadığı duyguların ne olduğunu bile idrak edemeyecek derecede âşık olan bir karakteri mutlaka ama mutlaka kendine benzetmiştir.
Kendimce söyleyebilirim, hikâye o kadar bana yakın ki, âşık olduğumda yaşadığım bütün duyguları eksiksiz anlatmış. Raif’in bulantıları, kıpkırmızı kesilmeleri, kalbinin duracak gibi atması… Bu duygu yoğunluğu o kadar fazlaydı ki etrafımdaki herkes bunu bana anlatmaya çalışıyordu. Nereden öğrendiklerini sorduğumda bana şu cevabı veriyorlardı; yüzündeki saf, çocuksu, yersiz gülümsemelerden…
1000Kitap
Sanki biz ilerlemiyoruz da, her şey daha önce yaşandı da, şimdi hepsi yanımızdan gelip geçiyor gibi değil mi? Bir durakta gelip geçeni seyreden kişi gibi hayatımızı izlemeye gelmiş olabilir miyiz?
(Meaçe)
1000Kitap