Toros Dağları sohbetimize kucak açmış, o göz kamaştırıcı muhteşem güzellikleriyle her
zerresi Allah'ın varlığına bir delil olarak, âdeta "Siz bana baksanız yeter. Ben size binlerce,
milyonlarca misaller sunuyorum" demek istiyordu. Pırıl pırıl suların aktığı o yem yeşil
manzaralar içinde süren sohbetimiz, bir ikram-ı İlâhî olarak devam ediyordu.
"Atomlardan, hücrelerden, tohumlardan, galaksilere ve pulsarlara varıncaya kadar kâinatın her
köşesinde kendini gösteren böylesine hassas bir nizamın tesadüflerden, sebeplerden ve
tabiattan ibaret olduğunu söylemek, aklı başında bir insan için mümkün değildir. Bütün bu
intizamlı işlerin arkasında, bir kudret eli görülmektedir."
"Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif miktarlar,
şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden, herbirinden
alınan miktar kadar; yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o mâcunu teşkil
etsinler. Acaba bundan daha huraf, muhal, bâtıl bir şey var mı?"
"İşte bu misal gibi, herbir zihayat (canlı), elbette zihayat bir mâcundur, her bir nebat (bitki),
hayatta bir tiryak gibidir ki; çok müteaddit eczâlardan, çok muhtelif maddelerden terkip
edilmiştir. Eğer esbaba (sebeplere), anâsıra (unsurlara) istinat edilse ve 'Esbab icad etti'
denilse; aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücut bulması gibi, yüz
derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır."