Karanlıklar üstünüze çöktüğünde, şöyle deyin: "Bu karanlıklar henüz doğmamış şafaktır; her ne kadar gecenin doğum sancıları içime dolsa da, tepelere doğan şafak bana da doğacaktır."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Hayat yaşayan her şeyden daha eskidir, tıpkı güzelliğin yeryüzünde güzel doğmadan çok önce kanatlarla donatılmış olması gibi ve tıpkı hakikatin dile getirilmeden önce hakikat olması gibi."
Doktor Gulliver'ın deniz seyahatlerinde başına gelen talihsizlikler sonucu dört farklı diyara konuk oluyoruz. İlk bölümde cüceler, ikinci bölümde devler, üçüncü bölümde üst insanlar, son bölümde de atlar yer almaktadır.
Eserde başkahramanımız bizi sürekli maceradan maceraya götürüyor. Bu yolculuklar sayesinde dönemin yozlaşmış sistemini siyasal, dinsel ve bilimsel yönlerden eleştirdiğini, 18. yy İngiltere'sindeki olaylara göndermeler yaptığını söyleyebiliriz.
Dördüncü bölümde bahsettiği konular insanı düşünmeye sevk ederken benim de en çok etkilendiğim bölüm oldu.
Gulliver'ın yolculuğu sona erdiğinde artık insanlardan nefret eden bir kişi haline geliyor. Ailesi başta olmak üzere kendini herkesten soyutluyor. Yaşadıklarından dolayı insanlığa dair hiçbir umudu kalmıyor. Yüzyıllar geçmesine rağmen yazarın kaleme aldığı durumların günümüzde hala devam ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Eserde vermek istediği mesajlar çok güzel ama ne yazık ki anlatım tarzı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Okurken zaman zaman sıkıldım. Her şeye rağmen okunması gereken bir kitap, herkese tavsiye ederim. İyi okumalar