Gömleği mi ateşten yoksa,
kefeni mi ipekten?
Aynadaki yılgın ruh,
çekinmezdi onları giymekten.
Karanlık sabahın körlerinden medet umarken bulurum
camdaki buğulu yansımamı…
Belki aradığım şey yanlıştır,
duygu denen şeyler basittir;
asıl buğu, camda oluşan değil
içimdeki benliktir.
Ve bilirsin,
insan en çok kendi suskunluğunda büyütür fırtınayı.
Ben de sustukça, içimdeki ayazın sesi çoğalıyor,
çözemediğim bir düğüm gibi asılı kalıyor
boğazımın en karanlık yerinde.
Gecenin gürültüsüne değil,
içimde kıvranan sessizliğe yeniliyorum artık.
Çünkü karanlık dışarıda değil karanlık, göz kırptığım her an
içimde yeniden doğuyor.
Ve ben,
ne ateşten kaçabiliyorum,
ne de ipekten bir kefenin yumuşattığı bu yorgunluğu taşıyabiliyorum.
Belki de mesele giymekte değil;
beni benden çalan gölgeleri çıkaracak
cesareti bulamamakta.