Cyrano de Bergerac'ın yazarı Edmond Rostand 27 Aralık
1897 gecesi Porte-Saint-Martin tiyatrosunda oyunu sahnelendiğinde ününü birdenbire Fransa sınırlarını
da aşıp dünyaya yayılacağını düşünebilir miydi acaba?
Cyrano de Bergerac'taki başarısı genç şairi böylesi
bir üne kavuşturmuştu. Defalarca sinemaya uyarlanan, defalarca tiyatrolarda sahnelenen bu yapıt, bugün
bile canlılığını hala koruyor.
Tiyatro eserlerini çok sevmesem de çok beğenerek okudum Cyrano'yu, onun çirkin bir yüzü ama güzel bir kalbi vardı, kılıcı keskindi sakınmıyordu kendisini tehlikelerden ve tek aşkı için ölebilirdi de. Romantik edebiyat akımının gözden düştüğü bir dönemde Rostand sahneye Cyrano'yu ittirerek kalplerimize bir ferahlık verdi.
Okuyun Cyrano'yu ve onun mert, romantik sözlerini, Roxane gibi dinleyin onu ancak Roxane gibi görmeyin.
Öyle zannediyorum ki ben bu kitabı ilk olarak 2008 veya 2009 yıllarında okudum. Bu kitapla ilgili ne zaman hatırlasam içimi kavuran bir hatıram da bulunuyor. Madem inceleme yazıyorum onu da bir köşeye sıkıştırayım. 16-17 yaşlarında üniversiteye hazırlanan bir ergenken bu kitapla dershaneye gitmiştim. Uzaktan uzağa hoşlandığım ama tek kelime konuşamadığım bir kız da sınıfımızdaydı. Ders aralarında sürekli bu kitabı okuyordum, bir defasında yüzümü yıkamak için olsa gerek lavaboya gittim, döndüğümde hoşlandığım kızın elinde kitabımın bulunduğunu gördüm, her zamanki gibi sessiz sedasız yerime oturdum. Sırama hemen kitabı geri koydu, bir şey de demedi. Keşke birkaç kelime çıkmış olsaydı ağzından. Konuşmadı. Oysa ben aptalca bir düşüncenin içine girdim... Belki benim onu merak ettiğim gibi o da beni merak etmiştir, neyi okuduğumu, neleri sevdiğimi merak etmiştir diye düşündüm. Biraz cesaret bularak göz teması kurmaya çalışıyor ama sonra yine derse odaklanıyordum. Bu böyle 5 ay kadar gitmiş olsa gerek. Birgün önümü 6-7 kişilik bir grup kesti ve o kıza bakmamam gerektiğini, yoksa kötü olacağını söyledi, serde ergenliğin verdiği özgüvenle size ne diye meydan okudum ama içimden kimseye de söylemedim, kız bile bilmiyor nereden tahmin ettiler diye düşünüyorum, en yakın ihtimal bu kıza bir başkasının da gönül düşürmüş olduğuydu. Önümü kesen çocuklardan biriyle daha önceden bir mesaimiz olduğu için diklenmekte tereddüt de etmedim. Dayak yesem bile sonra hepsini bulabilir tek tek intikam alabilirdim ama bu çocuk demesin mi bana kız bize rahatsız olduğunu söyledi diye. Dizlerimin bağı çözüldü desem yalan olmaz. Kavga etmedik ama ben dayak yemiş kadar oldum. Çünkü o kaçamak bakışlarımı fark etmiş, kötüye yormuş ve gelip yüzüme bana bakma demek yerine okulunun erkeklerinden bir grup
Bu ilk incelemem olacak, istiyorum ki mükemmel olsun fakat olmazsa da kusura bakmayın lütfen. Ruh Adam evet Atsız'ın tam karşılığı bu, "ruh adam". Bu romanda bir bakıma kendi hayatını kaleme almış Atsız.
Atsız Askeri Tıbbiye'den atılmıştır Selim Pusat Ordu'dan, Selim Pusat askerlikten atılmış olmasına rağmen asker ruhlu bir kişidir Atsız da askeri tıbbiyeden atıldığı halde ömrü boyunca militarist olmuştur. İkisi de devlete veya orduya değil, devleti ya da orduyu idare eden aciz şahıslara karşı mücadelecidir.
Bu benzerliklerden sonra romanda Selim Pusat'ın önce iç hesaplaşmasını sonra Tanrı huzurunda hesap verişini dehşetle izliyoruz (en azından ben bütün o sahneleri göz önüne getirebildim). Atsız Ruh Adam'da Türk Edebiyatında daha önce pek görülmemiş sembolizm tekniğini ustaca kullanıyor, sembolleştirdiği kişiler arka planda bir kavramı işaret ediyor. Bunun farkında olarak okumak ayrı bir zevk veriyor okura.
Romandaki tenasüh bile Atsız'ın tarihe bakış açısının bir ürünü.
Ruh Adam sadece bu özelliklerine göre bile Türk Edebiyatındaki zirvelerden biri. Bu zirveyi hakkıyla anlamak için biraz önyargılarınızdan sıyrılmanız lazım o kadar.
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma