Norveçli yazar Knut Hamsun, 1859’da dünyaya gelmiş, 1920 yılında ise Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş. Hamsun’un kendi yaşamından derin izler taşıyan ilk büyük eseri Açlık, 1890’da yayımlanmış. Roman, modern bireyin içsel çatışmalarını, gururla hayatta kalma mücadelesini ve yazarlık tutkusu uğruna göze aldığı yoksulluğu psikolojik bir derinlikle işler.
Romanın kahramanı, Kristiania (bugünkü Oslo) sokaklarında yazarlık yaparak geçinmeye çalışan genç bir adamdır. Ne adı ne de kimliği net olarak verilir; bu da onun evrensel bir “insan” temsili haline gelmesini sağlar. Yaşadığı en büyük sorun, istikrarsız geliridir. Yazıları kimi zaman reddedilir, kimi zaman da yazacak hali kalmaz. Açlık sürekli bir tehdit gibi yakasındadır. Ancak bu fiziksel açlık, romanda aynı zamanda varoluşsal bir açlık haline gelir. Anlam arayışı, tanınma isteği, değer görme çabası… Tüm bu duygular kahramanı içten içe tüketir.
Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, karakterin gururudur. Açlıkla kıvranmasına rağmen kimseden yardım almaz. Yardım tekliflerini geri çevirir, hatta yardım edenlere öfke duyar. Yalnızca emeğinin karşılığını alarak yaşamak ister. Bu, onun için ahlaki bir duruştur ama aynı zamanda yavaş yavaş kendini yok etmesine neden olan bir iç savaşa dönüşür. En çarpıcı çelişkilerden biri şudur: Açlıktan kırılırken bile cebindeki son parayı, yardıma muhtaç birine verebilir. Başkalarına merhametli, kendine karşı acımasızdır.
Açlık, bir anlamda kişinin kendiyle savaşının romanıdır.
Eser; kendiyle iç savaş vererek, değerlerini ayakta tutmaya çalışan kahramanın, fiziksel olarak nasıl yere serildiğini anlatır.
Onuru, dürüstlüğü, başkaldırısı ve yazma tutkusu; hepsi birer ideal gibi görünürken aynı zamanda onun fiziksel ve ruhsal çöküşünü hızlandırır. Roman boyunca karakterin zihinsel