Munkur

Munkur
@Munkur
Yaklaşık 950'lerden itibaren imanlı tüccarlar ve dervişler aracılığıyla Orta Asya'da Türkler arasında İslam'ın nüfuz etmeye başladığı çok iyi biliniyor. Ancak Ahmed-i Yesevi'nin rolünün büyüklüğü, kendisinin, sufilik kanalıyla İslam'ı Orta Asya'da Türkler arasında yayan ve söylediği hikmetleriyle Orta Asya Türkleri arasında bugüne kadar ölümsüz bir tesir bırakan tarihen müsbet ilk şahsiyet olmasından gelmektedir.
Sayfa 31
Reklam
II. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte Filistin’e Yahudi göçü bir anda yoğunlaştı. İttihat ve Terakki iktidarı bu durumu önlemeye yönelik tedbirler almaya çalıştıysa da başarılı olamadı
Sayfa 223
II. Abdülhamid’in doktoru ile bu konuda yaptığı sohbet bir süre daha devam etmişti. Padişahın, Yahudilerin Filistin’de toprak satın alma girişimleri için ‘zannedersem şimdi alabilirler’ diyerek İttihat ve Terakki idaresinin buna karşı çıkamayacağını ima 214 etmesi Doktor Atıf Bey’i kızdırmıştı. Atıf Bey, bütün dinlerce kutsal bir yer olan Kudüs’e Yahudilerin yerleşmesine devletlerin izin vermeyeceğini söyledi. Bunun üzerine II. Abdülhamid ‘Para kuvveti her şeyi yapar. Onlar da bugün hükümet teşkil edecek değiller ya. Bu bir başlangıçtır. Gaye-i emeldir. Şimdide işe başlayıp birçok sene hatta bin sene sonra maksatlarına muvaffak olabilirler ve zannederim ki olacaklardır da’ diye cevap verdi. Bu sohbetin 1911 yılında gerçekleştiği göz önüne alınırsa, II. Abdülhamid’in, İsrail’in 1948 yılında kuruluşunu daha o günden gördüğü anlaşılmaktadır. (Siyonistlerin hırsına bakılınca bunu tahmin etmek için ileri bi öngörüye de gerek yok tabi :)
Sayfa 215
Ama burada esas olanın, II. Abdülhamid’in Düyunu Umumiye’den kurtulmayı ne kadar önemsediğinin gözlenmesidir. ‘Ben o zaman bazı şartlar teklif ettim’ dediği husus da, Yahudilerin dağınık olarak Mezopotamya’ya yerleşmesini önermesinden başka bir şey değildir. Dolayısı ile yukarıda bu konu ile ilgili olarak yazdıklarımız II. Abdülhamid tarafından da doğrulanmaktadır.
Sayfa 213