"Geleneksel bağlarından koparılan birey, modernizmin labirentlerinde yapayalnız kalmıştır. Artık o, sığınacak bir yuvası olan değil, vitrinlerin parıltısında kimliğini arayan bir kurbandır."
"Modernizm, insanı kendi fıtratına yabancılaştırırken, ona sahte özgürlükler vaat eder. Oysa vaat edilen bu özgürlük, modern dünyanın çarklarına köle olmaktan başka bir şey getirmemiştir."
Okumaya değer bir kitap . Üslubu iyi oldukça akıcı.
Konular kopuk değil.
Güzel ince eleştirilerde bulunuyor İdeolojilerin çıkış amaçlarından nasıl saptıklarini konu alıyor . Önce insan hakları ve özgürlük sloganlarıyla yola çıkan ideolojiler daha sonra bu kavramlara savaş açıyorlar eylemsel olarak
Camus bu sayfalarda, 20. yüzyılı kana bulayan totaliter rejimlerin (Faşizm ve Stalinizm) felsefi köklerini deşer. Ona göre, köleliğe ve adaletsizliğe karşı haklı bir çığlıkla başlayan başkaldırı, ne zaman ki mutlak bir dogma haline gelip devrime dönüşürse, kendi celladını yaratır. Hegelci ve Marksist tarih felsefelerini eleştiren Camus, "tarihsel zorunluluk" veya "gelecekteki mutlak adalet" adına bugünün insanını kurban eden anlayışa savaş açar. "Cinayeti haklı çıkaran bir felsefe çağı, cinayetin ta kendisidir" derken, ideolojilerin insan hayatını hiçe sayan rasyonalize edilmiş terörünü lanetliyor.
Sonuç olarak
Başkaldıran İnsan’ın bu son kesiti, sol entelektüel çevrelerle (özellikle Jean-Paul Sartre ile) Camus’nün yollarını tamamen ayıran felsefi manifestodur. Camus, adaleti ararken özgürlükten vazgeçmeyen, cellat olmayı reddeden ve insanın trajik ama onurlu sınırlarına sahip çıkan bir "ılımlılık ve denge" etiği önerir. Bugün bile totaliter eğilimlere ve ideolojik körleşmelere karşı en güçlü entelektüel kalkanlardan biridir.