"Eğer 'felsefe'yi, öznenin hakikate erişmesini sağlayan koşulların ne olduğunu belirleyen biçimsel bir çalışma olarak tanımlarsak; 'maneviyat'ı da öznenin hakikate erişmek için kendinde gerçekleştirmesi gereken dönüşümler olarak görürsek, Batı felsefe tarihinin bu ikisinin kopuşundan ibaret olduğunu söyleyebiliriz."
"Öznenin hakikate erişebilmek için kendi kendisi üzerinde gerçekleştirdiği araştırmalar, uygulamalar ve deneyimler bütününe 'maneviyat' adını verebiliriz. Öznenin olduğu haliyle kalarak hakikate erişemeyeceği, hakikatin ancak özneyi bir ölçüde yerinden eden, altüst eden ve dönüştüren bir hareketle ona verilebileceği düşüncesidir bu"
"Antik dünyada hakikat, özneyi dönüştüren bir şeydi. Hakikate ancak belli bir bedel ödeyerek, kendinizi değiştirerek ulaşabilirdiniz. Modern dünyada ise bilgi artık bir 'maneviyat' meselesi değil, bir 'yöntem' meselesidir."
"Modern çağda doğruluk (hakikat) yasası şudur: Kişi, ancak bilme edimiyle hakikate erişebilir. Antik çağda ise hakikate erişmek için öznenin değişmesi, dönüşmesi, arınması gerekirdi. Descartes ile birlikte özne, olduğu haliyle hakikate erişebilir hale gelmiştir."