Toplum kurumlarını korumak, ulusun esenliğini,mutluluğunu sağlamak yönetimin görevidir.Yönetim kurumları,yasalara, uygarlığa,insan değerlerine yakışan tutumlarıyla örnek varlık olma gereğindedirler.Bu gereği, kendi varlığında duymayan, öğrenmek istemeyen,yalnız kendi gücünün yürürlükte olduğunu sanan bir yönetimin ülkesine, günün birinde getireceği yıkımı önceden görmek için bilici olmanın gereği yoktur.Ulus yöneticilerinin görevleri kendi koltuklarını korumak,kendilerine güvenilir bir yaşam sağlamak, iyi bir gelecek oluşturmak, doyurucu bir gelir sağlamak değildir.Toplum düzenini kuracağım diye,toplumu oluşturan bireylerin önemli bir kesimini baskı altına almak, aylarca,yıllarca süren özgürlük kısıtlamalarına uğratmak,sonra da onlara böyle bir işlemin uygulanmasına olanak sağlayan yetkililerin davranışlarında ne denli yasalara uyup uymadıklarını araştırmamak insancıl bir tutum değildir.Büyük sarsıntılara yolaçan bunalım dönemlerinde, kendi düşüncelerinin doğru, başkalarınınkilerin yanlış,gereksiz olduğunu ileri sürerek yalan yere suçlamalarda bulunanların sayısı çoğalır.İstemediğini suçlamak, beğenmediği bir görüşü,bir düşünceyi benimseyeni ulusuna, yurduna kıyıyor gibi aşırı,ağır bir biçimde yermek dargörüşlülerin başvurdukları yoldur.Ulus yöneticilerinin bu konuda çok ölçülü,çok uyanık,çok dengeli olmaları gerekir.Bir kimse gereksiz yere suçlanmışsa, gereksiz yere aylarca,yıllarca özgürlüğünden yoksun bırakılmışsa,bu gibi yasal olmayan olaylara yolaçanların da yargıç önüne çıkarılmaları,yaptıklarının kendilerinden sorulması gerekir. Uygarlık, insanlık denen yüce nitelik bunu kaçınılmaz kılar.Bir kimseyi,birçok kimseyi yalnız düşüncelerinden,düşüncelerini yayma girişiminden dolayı özgürlüğünden yoksun bırakmak,sonra da suçun yoktur,yurt için,ulus için böyle yapmamız