Murat Türkmenoğlu

Murat Türkmenoğlu
@Murat_Turkmenoglu
“Bu dünyadan, kalbimdeki merhamet eksilmeden gitmek istiyorum...”
Müslümanlar Neden Geçmişte Atom Bombası Geliştirmedi?
Acaba geçmişte Müslümanların atom bombası gibi bir silahı üretmemiş olmaları, onların zekaları ve bilgi üretme seviyelerinin düşüklüğüyle mi, yoksa ahlaki tutumlarıyla mı ilgilidir? Tabii aynı soruyu Batıda bilimi yönlendiren ve geliştiren kültürel zihinle ilgili olarak da sormak mümkündür. Hiç şüphesiz insan ırkının üyeleri olarak, eğer isteseydi Müslümanlar da geçmişte atom bombası türü imha edici silahlar geliştirebilme yeteneklerine sahiptiler. Ama onları sınırlayan temel ahlaki ilke vardı...
Sayfa 127·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
İlham ile elde edilen bilgi muteber midir?
Peygamberler dışında kişilere ilham gelebileceği kabul edilse de, Kur’an tarafından açıkça belirtilmedikçe, örneğin Hz. Musa’nın annesine gelen ilhamda olduğu gibi, bunun rahmânî (Allah'tan gelen) veya şeytânî (şeytandan gelen) olduğunu kesin olarak bilemeyiz. Bu durumda, bu bilgi sadece sahibini bağlar ve başkaları için delil veya referans (dayanak) teşkil edemez. Nitekim, Peygamberden yaklaşık 5-6 asır sonra yaşayan bazı kişiler, hadislerin kendilerine ilham yoluyla geldiğini iddia ederek hadis ilminde yeni bir yöntem geliştirmeye çalışmışlardır. Hatta şairlerin yazdığı şiirler bile ilham ürünü kabul edilmiş, ilham getiren cine “Halil” denmiş ve bu şiirlerde geçen akıl almaz (inanılmaz) şeyler doğru bilgi olarak kabul edilmiştir. İlham kuşkusuz bilgi yollarından biridir. Allah, bazı kullarına lütuflarda bulunur, kalplerini açar ve onlara ilhamlar verir. Bu mümkündür. Bilginin niteliğine (özelliğine) göre, onu elde etmenin yolları ve yöntemleri farklılık gösterir. Bilgiyi tek bir yönteme indirgemek (sınırlamak), bilginin kendisini sınırlandırmak anlamına gelir. Bazı seçkin ruhlar ilham yoluyla bazı bilgilere ulaşabilirler ve bu bilgileri kesin olarak ifade edebilirler. Ancak, Kelamcıların üzerinde durdukları önemli bir nokta vardır. O da, bir bilgi ne kadar kesin olursa olsun, eğer kişisel ilhamla elde edilmişse, sadece sahibini bağlar, diğerleri bununla amel etmek zorunda değildir ve bu bilgi Kur’an’ın genel ve açık hükümlerine aykırı olamaz. Örneğin, ibadetleri iptal eden, helal ve haramları ters yüz eden ilhamlar meşru (yasal) ve makbul (kabul edilebilir) değildir. Bu yönde ilham aldığını iddia eden bir kişiye kulak verilmez, eğer gerçekten de ilham aldığını iddia ediyorsa, bunlar Allah’tan değil, şeytandandır. Ancak, bu, ilham aldığına inanılan kişinin hiçbir
Sayfa 50·Kitabı okudu
Alıntı
Tevatürün Gücü: Bilginin Güvenilirliğinin Şartları
Tevatüren gelen haberin bilgisine sıhhatle kabul edebilmemiz için tevatür şartlarının gerçekleşmesi gerekir. Bu da üç kısım olarak gösterilmiştir: a) Tevatür sağlam bir hisse dayanmalıdır: Haberi nakledenlerin beş duyularında bir bozukluk olmamalıdır. Mesela körler okulunda iki yüz kör öğrencinin fil hakkında verecekleri bilgilerde tam bir ittifak olsa bile bu bilgi tevatür derecesinde bir bilgi kabul edilemez. Şifahî bilgiye dayalı fil tasavvuru veya her bir körün file dokunarak vereceği bilgi, körler sayısınca fil tanımı ortaya çıkarır. Bu açıdan "körlerin fil tarifi" meşhur bir deyim olmuştur. Yine beş duyunun bilginin somut veya vâkıasını bizzat gözlemlemesi de aranan şartlar arasındadır. Efsane, mitoloji ve buna benzer haberler bütün halk ve hatta edebiyatçılar tarafından nakledilmiş olsa dahi, sağlam bir bilgi olamazlar. b) Nakledenler arasında ittifak şartının olması: Tevatür yoluyla bize intikal eden haberleri veya başka bir ifadeyle haber nakilleri arasında tam bir ittifak şartı aranır. Raviler arasında görüş birliği yoksa bu haber sıhhat derecesini kaybeder ve ona kesinlik kazanmış gözle bakılmaz. c) Haber kati naslara, Kitab ve Sünnete aykırı olmamalıdır. Bu şu demektir: Öyle bilgiler var ki, bilgiyi nakledenler arasında tam bir ittifak bulunmakla beraber, haber kesin anlamda Kur’an’ın verdiği haberle çelişmektedir. Böyle bir bilgi tevatürüyle yanlış bilgi kabul edilir. Mesela, Yahudilerin Uzeyr’i, Hristiyanların Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu kabul etmeleri ve buna inanmaları veya Tevrat’ta yer almış olsa bile bazı peygamberlerin suç ve günah sayılan fiiller işlemiş oldukları iddiası her iki dinin mensupları tarafından benimsendiği halde Kur’an’ın naslarıyla çeliştiği için bizce sağlam bir bilgi kabul edilemez: “Yahudiler, ‘Uzeyr Allah’ın oğludur, Hristiyanlar
Sayfa 48·Kitabı okudu
Alıntı
Akıl?
Kur'an "akıl" ve "kendi başına aklın önemi"ne herhangi bir vurgu yapmaz; sürekli öne çıkardığı "akletme" fiilidir. Eğer kişi akledebilirse, istidlal da yapabilir. İbn Sina'ya göre, her türlü bilgi akledilebilir bir şekiller düzeneğidir. Bu anlamda varlık alemi de akdedilebilir ve bunun için apaçık bilgiler ile vahiy temel alınarak alem aklın konusu ve bilgisi olur.
Sayfa 42·Kitabı okudu
Nasreddin Tûsî'nin Deney ile ilgili Hikayesi
Müslüman bilginlere göre deneyden kasıt, mümkün bilgi yollarından biri olan deneyi mutlaklaştırmak değil, vuku bulan olayların sebeplerini araştırmak ve bu olayların vuku buluş tarzlarının nasıl cereyan ettiğini bulup çıkarmaktır. Bu sayede çok sayıda sır perdesi aralanmış olacaktır. Varlık dünyasında sayısız olay vuku buluyor. Sesler bunlardan bir tanesidir. Seslerin veya korkunç gürültülerin nasıl meydana geldiğini öğrenmeden onların mahiyetini bilemeyiz ve ses çıkaran nesnelere olmadık anlamlar yükleriz. Bağdat'ta Hülagü'nün ilim danışmanlığını yapan Nasreddin Tûsî, bir rasathane kurmak için tahsisat istediği zaman, bunun gereğini kimseye haber vermeden gece büyükçe bir kazanı damdan aşağıya yuvarlayarak anlatmaya çalışmıştı. Herkes bu korkunç gürültüden korkup kendini can havliyle yere atarken, Tûsî, gürültünün zeytinyağı tabiatından, kazanı yuvarlanırken çıkardığı seslerden kaynaklandığını anlatmış, bilinmeyen olayların korkusundan kurtulmak için gaybın gerekliliğini söylemiş ve böylelikle düşündüğü rasathane için gerekli malî tahsisatı çıkarmıştı.
Sayfa 40·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam