Peygamberler dışında kişilere ilham gelebileceği kabul edilse de, Kur’an tarafından açıkça belirtilmedikçe, örneğin Hz. Musa’nın annesine gelen ilhamda olduğu gibi, bunun rahmânî (Allah'tan gelen) veya şeytânî (şeytandan gelen) olduğunu kesin olarak bilemeyiz. Bu durumda, bu bilgi sadece sahibini bağlar ve başkaları için delil veya referans (dayanak) teşkil edemez.
Nitekim, Peygamberden yaklaşık 5-6 asır sonra yaşayan bazı kişiler, hadislerin kendilerine ilham yoluyla geldiğini iddia ederek hadis ilminde yeni bir yöntem geliştirmeye çalışmışlardır. Hatta şairlerin yazdığı şiirler bile ilham ürünü kabul edilmiş, ilham getiren cine “Halil” denmiş ve bu şiirlerde geçen akıl almaz (inanılmaz) şeyler doğru bilgi olarak kabul edilmiştir.
İlham kuşkusuz bilgi yollarından biridir. Allah, bazı kullarına lütuflarda bulunur, kalplerini açar ve onlara ilhamlar verir. Bu mümkündür. Bilginin niteliğine (özelliğine) göre, onu elde etmenin yolları ve yöntemleri farklılık gösterir.
Bilgiyi tek bir yönteme indirgemek (sınırlamak), bilginin kendisini sınırlandırmak anlamına gelir. Bazı seçkin ruhlar ilham yoluyla bazı bilgilere ulaşabilirler ve bu bilgileri kesin olarak ifade edebilirler. Ancak, Kelamcıların üzerinde durdukları önemli bir nokta vardır. O da, bir bilgi ne kadar kesin olursa olsun, eğer kişisel ilhamla elde edilmişse, sadece sahibini bağlar, diğerleri bununla amel etmek zorunda değildir ve bu bilgi Kur’an’ın genel ve açık hükümlerine aykırı olamaz. Örneğin, ibadetleri iptal eden, helal ve haramları ters yüz eden ilhamlar meşru (yasal) ve makbul (kabul edilebilir) değildir. Bu yönde ilham aldığını iddia eden bir kişiye kulak verilmez, eğer gerçekten de ilham aldığını iddia ediyorsa, bunlar Allah’tan değil, şeytandandır.
Ancak, bu, ilham aldığına inanılan kişinin hiçbir