Tabii ki insanın düşünceleri ve inançları değişir, ama bu hareket halinde olan insanın kendi iç dünyasında, enfüsünde vuku bulur. Rudolf Bahro'nun deyimiyle insanın kalbinde reform olduğunda artık eskisi gibi olmaz; düşünceler değişirse, yaşama tarzı da değişir.
İnsana bazı telkinlerde bulunmak mümkün, ama asıl önemli olan onun ruhunun ve zihninin derin tabakalarında vuku bulan istihalelerdir(değişimlerdir).
İnsan algılar, anlar, analiz eder; temyiz ve terkip kabiliyetiyle yeni fikirlere sahip olur."
Din seçimi 'bireysel bir karar'dır. Bu açıdan öncelikle din seçimi ruhun ve (entelektüel faaliyetin merkezi olan) kalbin üzerindeki eski ve geleneksel bütün pasların silinip temizlenmesini gerektirir. Çünkü bir peygamberin sahiden peygamber olduğuna karar verdiğimiz zaman, ilk elde onun gösterdiği mucizelere bakmayız; onun bize Allah'tan vahy olarak tebliğ ettiği mesajı bizim vicdan ve aklımızın tasdik edip etmediğine, bizden talep ettiklerinin genel olarak insanlığın ve toplumun çıkarına (maslahat) ne kadar hizmet ettiğine bakarız.
Eğer bizim vicdanımız bu tebliği kabul ediyor, kalbimiz onunla aydınlanıyor ve zihnimiz tatmin oluyorsa, mesajın sahih ve kutsal bir kaynaktan neş’et edip beşer olan bir elçi aracılığıyla bize tebliğ edildiğini anlarız.
Bir başka husus; gerek Peygamber Efendimiz (s.a.v.), gerek Dört Halife Dönemi'nde profesyonel ordu teşkilatının olmamasıydı; herkes Sünnet gereği silah taşır, savaş zamanında ihtiyaç nisbetinde savaşa katılırdı.
İlk defa merkezi idarenin inisiyatifinde ganimetlerden ve beytül-mâl'den askerlere maaş bağlanması uygulaması Muaviye zamanında başladı.
Ancak siyasi iktidarın düzenli ve profesyonel askerler aracılığıyla korunması işine Abbasilerin orta zamanlarında başlandı, bu Selçuklularda bir yönüyle rejimin askerîleştirilmesi sistemine dönüştü.
Osmanlı'da askerler (Seyfiye) yönetici elitenin üç sacayağından biri oldu ve bu gelenek günümüze kadar sürüp geldi...
Hz. Ömer'in, İslam ordularının komutanı durumundaki Hz. Halid'i görevden almasının hakiki sebebi, askeri inisiyatif ile sivil inisiyatif arasında baş gösteren gerilimdir.
Hz. Ömer hilafete gelir gelmez, Hz. Halid'e yaptığı işler konusunda çok daha ayrıntılı olarak kendisini bilgilendirmesini istedi. Halid ise Hz. Ebu Bekir (r.a) döneminde böyle bir uygulamanın olmadığını öne sürerek bu direktifi reddetti. Halife Ömer komutanının bağımsız hareket etmek istediğini anlamakta gecikmedi, ancak hemen harekete de geçmedi ve uygun bir zamanı beklemeye koyuldu.
Nihayet Hicret'in 17. yılında Halife Ömer, en başarılı ve en görkemli bir döneminde asker iken Halid bin Velid'i görevden aldı; ona azil mektubunu getiren zat, bütün askerlerin gözü önünde, Halid'in başlığını başından çıkararak kemerini boynuna bağladı.
Peki, o büyük insan ne yaptı dersiniz? Hiçbir şey. Sadece emre itaat etti ve bir süre daha bir nefer olarak görevine devam etti.