Murat Türkmenoğlu

Murat Türkmenoğlu
@Murat_Turkmenoglu
“Bu dünyadan, kalbimdeki merhamet eksilmeden gitmek istiyorum...”
Osmanlı Yönetim Anlayışı ve İlahi Yetki
Kisra'nın damarlarında 'Tanrı'nın kanı aktığı' için yönetim hakkı onundu, Bizans imparatorları da kendilerini 'Tanrı'nın yeryüzündeki gölgeleri' olarak kabul ederdi. Osmanlı padişahları da aynı şekilde kendilerine 'Zillullahi fi'l-arz' yani 'Allah'ın yeryüzündeki gölgesi' sıfatını layık görürlerdi. Bu durumda padişahlar 'Allah'ın yeryüzündeki gölgeleri' sayıldıkları için, bireyler birer 'kul', yönetilenler 'tebaa', toplum ise 'reaya' olarak kabul edilirdi. Böyle olunca, kim yönetimi eleştirecek ya da sultanın işlerine karışacak olursa, kendi ölüm fermanını imzalamış olurdu. Bu durumu ifade eden deyim ise 'siyaseten katl' idi.
Sayfa 57 - İnkılâp
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İktidar, Alimler ve Adalet
"İktidarın belli bir zümreye veya kendilerinden olan gruplara hizmet etmesi, o iktidarı adil yapmaz. Eğer aydınlar ve kanaat önderleri, sadece kendilerine ikbal hazırlıyor diye, gelir eşitsizliklerine, yapısal haksızlıklara, başka din mensuplarının veya muhalefette kalan grupların uğradığı mağduriyetlere seslerini çıkarmıyorlarsa, Yahudi din bilginleri gibi, hakikati gizlemekte, adaletsiz bir iktidarı halkın gözünde meşrulaştırmaktadırlar ki, bunun anlamı iktidarın günah ve suçuna kendileri de ortak oluyorlar demektir."
Sayfa 56
Din
Kur'an ve Sünnet'in genel anlatımından, Peygamber Efendimizin (s.a.) izlediği siretten şu önemli husus anlaşılıyor: Bir yerde Müslümanlar eğer yeni bir sosyal ve siyasal harekete başlama durumunda iseler, davete konu olan hedef (muhatap)-kitleye, neye niçin inandıklarını, dünyayı nasıl yorumladıklarını, var olandan farklı ne türden hayat biçimlerini önerdiklerini ve özellikle başkalarıyla hangi hukuki temelde bir arada yaşamayı tasarladıklarını, açık seçik anlatmak zorundadırlar. Vahiy diliyle tebliğ edilen İslâmiyet bu konuların hiçbirinde insanları belirsizlikler içinde bırakmaz. Netlik ve açıklık bu dinin en güzel şiârlarından biridir. Bu demektir ki İslâm adına siyasete yapacak aktörlerin toplumun genelinden gizli tuttukları ajandaları olmamaları gerekir.
Sayfa 29
Kitap Alıntısı
Hz. Ali, Muaviye'ye Karşı Başarısız Mı Oldu?
Muaviye'ye karşı yürüttüğü politikada "yetersiz" kaldığından şikayet edenlere Hz. Ali'nin verdiği cevap tam da bu konuya açıklık getirir. "Eğer Allah'tan korkup sakınma (takva) olmasaydı, Arapların en zeki (dahi - kurnaz) adamı ben olurdum." Belki sonunda Hz. Ali kaybetti ve Muaviye kazandı, bu da aklın zaferiydi. Bu doğru olabilir mi? Gerçekte kaybeden akıl değil, zeka idi. Ahlak dışı yollara ve araçlara başvurmayı inancıyla bağdaştırmayan Hz. Ali akıllıydı, akıllılık etti. Siyasi bir kavgayı kaybetti ama ahlaki üstünlüğü kazandı.
Sayfa 23
Düşünce
Milgram Deneyi: İtaatin Karanlık Yüzü
Milgram Deneyi: Milgram deneyi, insanın otoriteye itaat etme eğilimini ve bu eğilim sonucunda ne kadar ileri gidebileceğini incelemek amacıyla 1961 yılında Yale Üniversitesi'nde sosyal psikoloji profesörü Stanley Milgram tarafından gerçekleştirilmiştir. Deney, Nazi Almanyası savaş suçlusu Adolf Eichmann'ın yargılanması sürecinde Milgram'ın edindiği düşüncelerden ilham almıştır. Milgram, Eichmann'ın sadist bir canavar değil, yalnızca emirleri yerine getiren biri olabileceği fikrinden yola çıkarak, sıradan insanların otorite karşısında ne kadar ileri gidebileceğini ölçmek istemiştir. Deney Tasarımı: Deneye katılanlar, öğretmen ve öğrenci olarak iki gruba ayrılmış ve deneye katılan öğretmenlere, cezanın öğrenme üzerindeki etkisini ölçecekleri söylenmiştir. Öğretmen rolündeki denekler, diğer odadaki öğrenciler yanlış cevap verdikçe voltajı artırarak elektrik şoku vereceklerdir. Ancak, öğrenci rolündeki kişiler aslında deney ekibindendir ve gerçekte elektrik şoku almamaktadırlar. Bu kişiler, önceden kaydedilmiş seslerle belirli voltaj seviyelerinde acı çığlıkları atarak tepkiler vermiştir. Deneyin Süreci: Denek öğretmenlere her yanlış cevapta 15 volt artırarak elektrik vermeleri söylenmiştir. Deney sırasında, öğrenci rolündeki kişi 120 voltta acı çektiğini, 150 volttan sonra deneyden çıkmak istediğini belirtmiş ve 330 volttan sonra hiçbir tepki vermemeye başlamıştır. Deney yöneticisi, denek öğretmenlere devam etmeleri için dört aşamalı direktifler vermiştir: "Lütfen devam et," "Deneyin devam etmesi gerekiyor," "Devam etmen kesinlikle şart," ve "Başka seçeneğin yok, devam etmelisin." Deney sonucunda deneklerin %65'i, en yüksek seviye olan 450 volta kadar çıkmış ve bu süreçte büyük rahatsızlık hissetmelerine rağmen otoriteye itaat etmeyi sürdürmüşlerdir. Deney
Sayfa 17·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce