Selma

Puan vermedi·240 syf.··
2023 110. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Eylül 2023 15:40
Kitabı incelemeye başlamadan önce biraz Haldun Taner'in öykücülüğünden bahsetmek istiyorum. Genelde tiyatrocu olarak bilinen Haldun Taner tiyatrocu kişiliğinin yanı sıra önemli bir öykücüdür. Öykülerinde benimsediği anlayış kendi zamanında yazan diğer öykücülerin anlayışlarına pek benzememektedir. Ne Sabahattin Ali gibi sosyal gerçekçidir ne de Bilge Karasu, Sevim Burak ve benzeri isimlerden oluşan '50 kuşağına benzer yazdıkları. Peki nasıldır hikayeleri? Ona göre toplumla ilgilenmeyen edebiyat eksiktir. Konularını gündelik yaşamdan, karakterlerini toplumun her kesiminden seçer. Hatta hikayelerinin hareket noktasını başından bizzat geçen olayların oluşturduğunu söyler. Hikayelerde kişilerin her birine kendi ağız özellikleri ile birlikte yer verir. Üslubu ise biraz da bu sebeplerle sade ve anlaşılırdır. "İçtenlik, heyecan, sıcaklık ararım. Yapaya tahammülüm yoktur. Manirizm, cambazlık, fazla ustalık, soyuta fazla kayış hevesi, keyfimi kaçırır. Sonra açık seçiklik ararım. Kulağını ters eli ile göstermek bence acemiliktir. Açık seçiklik, sadelik yazarın birinci nezaket borcudur.” Hikayelerinden eleştiriyi eksik etmez. Eleştiriyi mizahla harmanlayarak daha etkili kılar. Anlayacağınız üzere hikayeleri güldürürken düşündüren cinstendir. Eleştirdiği durumlar batıya özenme ve bunun sonucunda oluşan uyumsuzluklar, bozulmalar, ahlaki ve sosyal çöküntülerdir. Sonradan görme kişilerle de uğraşmayı sever. Yaşadığı olayları bile hikaye malzemesi olarak gören Haldun Taner gözlem yapma konusunda oldukça iyidir. Bu özelliğini bilhassa karakter yaratımında görmekteyiz. Hayvanları kişileştirip davranışlarından yola çıkarak onların neler düşünmekte olabileceğini tahmin eder. “Konçinalar” adlı hikâyede ise, iskambil destesindeki kağıtları toplumda yer alan insan karakterleriyle özdeştirmiştir. Bu
Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu - Ayışığında "Çalışkur"Haldun Taner · Bilgi Yayınevi · 2013130 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bodur Minareden Çok Daha Ötesi
Puan vermedi·124 syf.··
Beğendi
·
2023 57. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2023 00:00
Yusuf Atılgan'ın öykülerinin karakterleri bulundukları mekanda sıkışıp kalmışlardır. İçleri daralır, bunalır. Kimi bulunduğu evde kimi köyde bunalır. Hepsinin mutsuzluğunun kaynağında bir yerlerde mekan unsuru bulunur. Öykülerin isimlerinde kitabın bölümlerinde de hep mekan geçer. Öykülerin ana kişileri mekanla beraber etraflarındaki kişilerle de uyumsuzluk içerisindedir. Çünkü diğerleri yaşadıkları yere ve birbirlerine uyum göstermiştir ama onlar bu bağın dışında kalmıştır. Dışlanmışlardır bir kere, farklı oldukları için damgayı yemişlerdir. Etraflarındakilere uymak da istemezler zaten. O mekana bağlı kalmak istemezler çünkü. Mümkün olsa gideceklerdir. Kimisi kaçmayı dener ama nihayetinde hiçbiri kapanından çıkamaz. 'Evdeki' öyküsünde evde kalmış kızı 'yaşanmaz'da şehrin kalabalığından bunalan birini okuruz. Atılgan'ın yalnızlığına empati kurduğu, kurdurduğu karakterler insanlarla sınırlı değildir üstelik. Bir öyküsünde kümeste tıkılı kalmaktan yakınan tavuğu okuruz. Tavuk deyip geçmemek gerek, nitekim aynı hisleri onunla da paylaşabiliyoruz. Bunda yazarın doğal üslubunun katkısı var. Verdiği diyaloglarda gerçek iki kişinin arasında geçen gerçek bir konuşmayı okuyor gibiyiz. Bu öyküler sıradan bir uyumsuz karaktere sahip, alışık olduğumuz birey-toplum çatışmasının işlendiği metinler değildir. Her öyküde farklı biri vardır. Evet, tekrar söylüyorum bir tavuk da vardır bunların arasında bir kırlangıç da. Herkes kendi sahip olduğu çevreden şikayetçidir. Herkes kendi derdi içinde boğulur.
Bütün ÖyküleriYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20172,738 okunma
Puan vermedi·121 syf.··
Beğendi
·
2022 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2022 02:22
Sartre'ın varoluşçuluk hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için başvurabileceğiniz önemli bir eser. Sartre burada varoluşçuluğu kolay anlaşılır bir şekilde açıklamış ve çeşitli eleştirilere cevaplar vermiştir. Bunun yanı sıra kitapta çevirmen Asım Bezirci'nin varoluşçuluğun ne olduğu, kökeni, çeşitleri, Türkiye'de yankıları üzerine derlediği bilgileri de bulabilirsiniz. Ben de kitaptaki bilgileri kısaca aktarmak ve Sartre'ın varoluşçuluk anlayışını incelemek istedim. Antik Yunan’dan beri süregelen yaygın felsefe anlayışına göre varlıkların özleri onlar yaratılmadan evvel tanrı tarafından belirlenmiştir. Burada işaret edilen durum kader kavramıdır. İnsan belirlenmiş kaderiyle dünyaya gelir ve yaşar. Kaderinin dışına çıkmak varlığın elinde değildir ve özü ne ise öyle kalır. Bu düşünce dinlerden gelmektedir. Modern felsefe anlayışında bu fikir bazı filozoflarca kabul edilmeye devam etse de varoluşçu olarak anılan isimler tarafından reddedilmiştir. Varoluşçulara göre önce varoluş vardır. Daha sonra insanlar kendi özlerini kendileri belirler. Bu noktada eski düşüncenin daha bireyci daha özgürlükçü bir düşünceye evrildiğini söylemek mümkündür. Fakat bu düşüncenin birdenbire ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Fransız filozof ve ilahiyatçı Emmanuel Mounier’e göre varoluşçuluk Sokrates’e, stoacılara, St. Agustin ve St. Bernard’a kadar uzanmaktadır. Buna karşın varoluşçuluğun kurucusu olarak Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard kabul edilir. Søren Kierkegaard’dan sonra ise varoluşçuluk iki ayrı kola ayrılmıştır. Bu kollardan biri Kierkegaard’ın da içinde bulunduğu dinci varoluşçulardır. Bu başlık altında Karl Barth, Karl Jaspers, Max Scheler, Landsberg isimlerini saymak mümkündür. İkinci kol ise Friedrich Nietzsche, Marten Heidegger, Jean Paul Sartre’ın bulunduğu dinci olmayan,
VaroluşçulukJean-Paul Sartre · Say · 19893,866 okunma