Sartre'ın varoluşçuluk hakkındaki düşüncelerini öğrenmek için başvurabileceğiniz önemli bir eser. Sartre burada varoluşçuluğu kolay anlaşılır bir şekilde açıklamış ve çeşitli eleştirilere cevaplar vermiştir. Bunun yanı sıra kitapta çevirmen Asım Bezirci'nin varoluşçuluğun ne olduğu, kökeni, çeşitleri, Türkiye'de yankıları üzerine derlediği bilgileri de bulabilirsiniz.
Ben de kitaptaki bilgileri kısaca aktarmak ve Sartre'ın varoluşçuluk anlayışını incelemek istedim.
Antik Yunan’dan beri süregelen yaygın felsefe anlayışına göre varlıkların özleri onlar
yaratılmadan evvel tanrı tarafından belirlenmiştir. Burada işaret edilen durum kader kavramıdır. İnsan belirlenmiş kaderiyle dünyaya gelir ve yaşar. Kaderinin dışına çıkmak varlığın elinde değildir ve özü ne ise öyle kalır. Bu düşünce dinlerden gelmektedir. Modern felsefe anlayışında bu fikir bazı filozoflarca kabul edilmeye devam etse de varoluşçu olarak anılan isimler tarafından reddedilmiştir. Varoluşçulara göre önce varoluş vardır. Daha sonra insanlar kendi özlerini kendileri belirler. Bu noktada eski düşüncenin daha bireyci daha özgürlükçü bir düşünceye evrildiğini söylemek mümkündür.
Fakat bu düşüncenin birdenbire ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Fransız filozof ve
ilahiyatçı Emmanuel Mounier’e göre varoluşçuluk Sokrates’e, stoacılara, St. Agustin ve St. Bernard’a kadar uzanmaktadır. Buna karşın varoluşçuluğun kurucusu olarak Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard kabul edilir.
Søren Kierkegaard’dan sonra ise varoluşçuluk iki ayrı kola ayrılmıştır. Bu kollardan biri
Kierkegaard’ın da içinde bulunduğu dinci varoluşçulardır. Bu başlık altında Karl Barth, Karl Jaspers, Max Scheler, Landsberg isimlerini saymak mümkündür. İkinci kol ise Friedrich Nietzsche, Marten Heidegger, Jean Paul Sartre’ın bulunduğu dinci olmayan,