José Saramago’nun Körlük adlı eseri, yalnızca bir felaket anlatısı değil, insan doğasına dair karanlık bir çözümleme sunar. Roman, toplumun ani bir körlük salgınıyla çöküşünü işlerken, aslında bireyin içsel körlüğüne, ahlaki zaaflarına ve kırılgan insanlık anlayışına derin bir eleştiri getirir. Saramago’nun kendine özgü, duraksız ve yoğun anlatım tarzı, okuyucuyu metnin içine çekerken aynı zamanda rahatsız edici bir gerçekliğin içine bırakır. Yazar, noktalama kurallarını bilinçli olarak zorlayarak okuma eylemini bir tür sınav hâline getirir ve bu biçimsel tercihle anlatının kaotik ruh hâlini başarılı biçimde yansıtır.
Jack London’ın Martin Eden romanı, beni derinden etkileyen bir yolculuktu. Martin’in tutkulu yükselişi, kendi elleriyle ördüğü yalnızlığı ve sonunda içine düştüğü boşluk, bana hem bir hayranlık hem de derin bir hüzün bıraktı. Başardığı an her şeyin anlamını yitirmesi, kendine inşa ettiği dünyanın ona yetmemesi beni düşündürdü. Martin’in yavaş yavaş hayattan kopuşunu okurken, onun sadece toplumla değil, kendisiyle de savaştığını fark ettim. Bu kitap benim için yalnızca bir roman değil, insanın kimliğini, yerini ve değerini ararken ne kadar yıpranabileceğini gösteren bir aynaydı. Bazı satırlarda kendimi, bazı düşlerde kendi hayallerimi buldum. Ve sonunda... tıpkı Martin gibi, bir durgunluğun içinde uzun uzun sustum.