Ayşe

Dilerim ki Onurunla yaşayıp, iç huzuru tadar, ardında iyi yetiştirilmiş çocuklar bırakıp öyle geçip gidersin bu dünyadan demişti. Gözlerim doluydu dinlerken... Bu istek maddiyat dolu değildi. Talepkâr değildi. Yüreğime ağır gelmişti. Neden? Kaydettiğim sesi dolan gözlerimle defalarca kez dinledim. Onurunla yaşa, iç huzur, huzur içinde yaşamak.. Bu cümleler duyduğum an hayatım oldu. Huzur denilen şey iç huzur, basit ama simaların akıp gittiği bu devirde ne zordu. Yarışlar kentinde, ne zordu, Aynalar pazarı misali, çok zordu. İyi hissettiğim yerler, güzel cümleler, güzel sayfalar ve, evet ben bununla mutluyum başka kimsenin fikri beni ilgilendirmiyor manzarasına bakmak... Defalarca başa sardığım ses kaydı. Huzur, Hayat...
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hayatın karmaşasından sığındığımız birkaç an vardır, sarılmamız gereken günlük farkına bile varmadığımız sakin anlar. Herşey mükemmel olmak zorunda değildir mesela, herşey eksiksiz olmak zorunda değildir. Herşeye sahip olmak zorunda değilizdir. Kusurlar, kötü günler, bazen olmayışlar hayatı hayat yapar. Kafanı kaldıracak mecalin olmadığı günler, keyifle içtiğin bir kahvenin bile hatrını öğretir sana. Yapamadığın şeylerin, eksikliklerin, hatalarının insan olduğunu hatırlattığı gibi. Her hayat kendi yolunda akar, her ev kendi çizdiği çember içinde güzeldir. Güzellik ve huzur evden eve sahip olduğu bedenden bedene bu yüzden görecelidir. Bu yüzden başkasında hissettiğin, sana ait olmasını istediğin her ne varsa, sana ait olduğu an sende sakil durur. Çok severek aldığın ama üstüne bir türlü olmayan kıyafetlerin gibi. Savaşını verip kazandığın çoğu şey bundan ötürü seni tatmin etmez. Senin hikayene ait değildir çünkü. Senin hikayen, elinde defterin ve kaleminle, sana ait olunca güzeldir.
Kiralık
Bu sabah şu denizi kirala, mavi mavi hatırlayalım birbirimizi, bu öğlen güneşi kirala da bir daha soğukluk girmesin aramıza, bu ikindi tembelliği kirala, belki gölgesinde kedin olurum senin, bu akşam bahçeyi kirala, elimizde büyüsün gül, menekşe, yasemin.
İlk görüşte aşk mı aşktır yoksa ilk görüşte ay ben bu adamın elini bile tutmam deyip evlendikten sonra çılgınlar gibi aşık olmak mı. Pazarda elimde bebek arabasıyla kalabalığı böle böle giderken karşıda onu görünce bian dişlerim kamaştı böyle onun olduğu yerde konfetiler ve havai fişekler patladı gözlerimden kalpli parıltılar çıktı ve istemsiz ağzım yırtılırcasına güldüm. O his hâlâ içimde, çok farklı, çok güzel, unutmak istemiyorum, kaybolsun istemiyorum. Pazarın ortasında ona neden aşık olduğumu da bilmiyorum:)
Herşey bir anda düzelince farketmiyoruz bile ama aniden bastıran yağmur bulutları göğsümüzü ta içine kadar ıslatıyor. Hüznü sevinçten daha kolay ıskalıyoruz. Payımıza düşen mutlulukları görmek normalleşiyor, sonrasında ise o mutlulukları "zaten hak ettiğimiz şeylerdi" diye nimetten bile saymıyoruz. Gözümüz payımıza düşmeyen mutluluklar ve payımıza düşmüş mutsuzluklarda takılı. Böyle geçip gidiyor yaşam.