Akıl hastanesinin önünde arabasının tekeri patlamıştı. Hemen arabadından indi ve tekerleği yedeğiyle değiştirmeye girişti. Yedek lastiği yerine taktı ama bijonlar ortada yoktu. Aradı, taradı nafile. Bulamadı. Peki lastiği nasıl tutturacaktı.Yüksekce duvarın arkasından iki gözün kendisini gözetlediğini fark etti. Birden göz göze geldiler. Meraklı gözlerle bakan adam:
_ Hey! Sana bir yol öğreteyim mi?
Bir deliden mi akıl alacağım dedi kendi kendine.
Biraz daha uğraştı ama bir çözüm bulamadı. Döndü meraklı bakış sahibine:
_ Söyle bakalım fikrin nedir?
_ Her bir tekerlekten birer bijon al üç bijon yeter.
Düşündü, hakikaten çok akıllıca idi. Fikri veren meraklıya döndü:
_ Bir de size deli diyorlar.
Adam gülerek cevap verdi:
_ Bize deli diyorlar, aptal değil... :)
Hadi diyelim bazı şeyler karalıyorsun. Kendini tatmin ediyorsun.
Olabilir.
Ne diye bunu bir kitap diye bastırıyorsun.
Ne cesaretle...
Dışı süslü içi boş..bomboş.
Cesaretin bilginden ve yeteneğinden öne geçmiş belli...
Peki bunların okuyucularının olmasına ne demeli...
Ne buluyor da okuyorlar..
Büyükler ne güzel tarif etmiş.
Bir dirhem bal için bir çeki keçi boynuzu çiğnemek...
Üstad'ı değerlendirmek ne haddimize... Müthiş tasvirler, müthiş kelime oyunları, zıtlıkları harikulade kullanım..methi ve zemmi bir arada kullanım mahareti. Yunus'u, Akif'i, Abdulhak Hamid'i Necip Fazıl'dan dinlemeli...
Bazı kitapları tekrar ve tekrar okuyasım var.
Bazı kitapları okuyamasam da saklayasım var.
Bazı kitapları asla kimseye veremem.
Bazı kitapları ise;
Okuduğum için zamana, ödediğim paraya, meşgul ettiği hafızama...vs. vs. Acıyorum.
Peki o kitapların katkısı yok mu ?
Var.
Yukarıda yazdım...