İslam büyüklerince ilk vahdaniyetçilerden kabul edilen (Sokrates) bundan 24 asır evvel kendi tabiriyle halkını ‘insanların âlâsı’ diye andığı Atina’da, her evin kapısını çalarak ve her rastladığının önüne asasını dikerek şu (alârm) çığlığını koparmıştı:
- Yaşanmaya değer hayat üzerinde ne düşünüyorsun?
Devrini izah etmeden, sanatkarı izah edebilmenin imkanına akıl erdirilemez.
Sanatkar, cemiyetinin, bütün hayat davaları karşısında mizacı ve hassasiyet merkezi, ruh hamurkarı, ince ve mistik bir idrak mekanızmasıdır. Yosa lodos rüzgarı estikçe müvazenesi bozulan histerik bir kadın gibi uluorta bir his aleti değil...
Kaç mevsim bekleyim daha kapında,
Ayağımda zincir, boynumda kement?
Beni de, piştiğin belâ kabında,
O kadar kaynat ki, buhara benzet!
Bekletme Yunus'um, bozuldu bağlar,
Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar;
Veriyor, ayrılık dolu semalar,
İçime bayıltan, acı bir lezzet.
Rüzgâra bir koku ver ki, hırkandan;
Geleyim, izine doğru arkandan;
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan,
Medet ey dervişim, Yunus'um medet!