Bütün insanlar dünyaya en azından bir kitap yazabilmek için gelmiştir, başka bir şey için değil. İster sıradan ister çok özel olsun, önemi yok, yazmayan bir kişi yetik insandır, biz bırakmadan gelip geçer.
“Ceviz sevmek” ile “anneannemizi sevmek” aynı şeyi ifade etmez. Birinci cümle ağızdaki hoş bir tadı belirtir, ikincisi duyguyu.
Duyguları tanımlayan sözcükler çok belirsiz, bunları kullanmaktan kaçınıp nesnelerin, insanların kendileriyle, yani olayların sadık betimlemeleriyle yetinmek lazım.
Sadece gerçek anlamda insani olan şeyler için gülücükteken bahsedilebilir. Bir manzara güzel, zarif, görkem, silik veya çirkin olabilir fakat asla gülünç olamaz. Bir hayvana gülünebilir ama bu onda insani bir tavır veya ifade yakaladığımız içindir. Bir şapka gülünebilir fakat bu durumda alaya aldığımız şey bir keçe veya hasır parçası değil insanların ona verdiği biçimdir, yani insan kaprisinin girdiği kalıptır. Aynı şekilde insanı, güldüren hayvan olarak da tanımlayabilirlerdi çünkü başka hayvanlar veya bazı cansız nesneler güldürmeyi başarsalar da bu ancak onların insanla olan benzerliklerine, insanın onlar üzerinde bıraktığı ise veya insanın kullanımına bağlı olarak gerçekleşir.