Mustafa

Mustafa
@Mustafasarar
K̶i̶m̶b̶i̶l̶i̶r̶,̶ ̶s̶e̶s̶i̶n̶i̶ ̶g̶ö̶k̶y̶ü̶z̶ü̶ ̶s̶a̶n̶a̶n̶ ̶k̶u̶ş̶l̶a̶r̶ ̶b̶i̶l̶e̶ ̶v̶a̶r̶d̶ı̶r̶.̶
Polis
Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi
3 Ocak
1.150 kütüphaneci puanı
733 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
10/10
·183 syf.·
2025 21. kitabı
Herkese Merhaba. Bugün sizlere Jose Mauro de Vasconcelos’un “Şeker Portakalı” kitabından bahsedeceğim. Yıllar önce okumama rağmen bir çok defa okusam da bende hep aynı tadı, aynı hüznü ve aynı hayali barındırıyor. Zeze’nin henüz 5 yaşındayken kendi başına oyunlar oynaması ve haylazlıkları, kendisinden büyük laflar edişi, bütün sınıftaki masaların bardaklarında çiçek bulunurken, kendi sınıfının masasındaki bardağın boş olmasını kendine dert edinen kalbi büyük mü büyük bir adam. Zeze’nin bir de yeni taşındığı evin bahçesinde küçük bir fidan ağacı vardır: Şeker portakalı… Zeze bütün yaşadıklarını gelir bir çırpıda şeker portakalına anlatır. Zeze’nin hayal dünyası o kadar büyüktür ki şeker portakalı dünyanın en güzel binek atıdır. Zeze’nin bir de çok yakın arkadaşı olur yaşı babasından da büyük “Portuga”… Onu o kadar sever ki babam diye sahiplenir. Portuga!" "Ηı…” "Ben senin yanından bir daha hiç ayrılmak istemiyorum, biliyor musun?" "Niye?" “Çünkü dünyanın en iyi insanı sensin. Senin yanın- dayken kimse bana zarar vermiyor ve kalbimde mutluluk güneş gibi parlıyor." (Sayfa, 127) Zeze’nin içinde yavaş yavaş öldürdüğü bir de öz babası vardır, işsizdir. "Dahası var. Şeker portakalı fidanını hemen kesmeyecekler. Kestiklerindeyse uzaklarda olacaksın ve hiç hissetmeyeceksin." Hıçkırıklara boğularak dizlerine sarıldım. "Hepsi boşuna, baba... Hepsi boşuna..." Tıpkı benimki gibi yaşlarla sırılsıklam olmuş yüzüne baktım ve bir ölü gibi fısıldadım: "Kestiler bile baba, bir haftadan fazla oldu, şeker portakalı fidanımı kestiler." (Sayfa, 182) Okurken boğazımın düğümlendiği ve burada daha fazlasını sizlere bahsedemeyeceğim, bende, derin izler bırakan, yeri apayrı olan bir başyapıt…
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2025275,6bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·416 syf.·
2023 72. kitabı
“Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!” Yıllar sonra yeniden İstanbul’a, İstanbul Üniversitesine Konferans vermeye gelen Profesör Max bu topraklara asla yabancı değildir. Hatta “İstanbul vefasız bir sevgiliye benzer. Sana hep ihanet eder ama sen yine de onu sevmeye devam edersin.” diyerek aslında kitap sonunda bunu daha iyi anlayacağımız bir son beklemektedir. Beyazlaşmış saçları, elinde şapkası ve yakışıklılığıyla yaşına rağmen dikkat çekicidir Max. Havaalanında onu karşılamaya giden İstabul Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünde çalışan Maya… Maya Duran. Livaneli’nin diğer kitaplarında olduğu gibi güçlü bir karakter. Boşanmış ve bir çocuk annesi. Maya o kadar güçlüdür ki asker olan abisiyle tartışmaktan geri durmaz. Maya kendi ülkesi de dahil olmak üzere devletleri eleştirebiliyorken abisi bütün olanlara rağmen “devlet yaptıysa vardır bir bildiği” düşüncesindedir her zaman. Kitapta akıllarda kalan Maya’nın “Aramızdaki temel fark ne biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun! -Peki, sen ne görüyorsun bakalım? -İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan.” diyerek bir tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne. Profesör Max 59 yıl sonra geldiği İstanbul’da fazla kalmayacaktır. Maya’dan bir isteği vardır gece 4’de beraber Şile’ye gitmek. Evet yanlış duymadınız gece Şile’de bu yaşlı insanın ne işi olabilir ki diye düşünür Maya… Elinde gitar kutusuyla yaklaştığı su birikintisine doğru yürüyen Max, sonunu
Edebiyat
SerenadZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2021164,1bin okunma
10/10
·324 syf.·
2023 66. kitabı
“İnsanlar benden bahsederken neyi unuttular biliyor musunuz? Benim de bir insan olduğumu. Bir aile babası, gülen, ağlayan, hastalanan, neşelenen bir insan olduğumu. İnsanı değil sadece iktidarı gördüler.” Herkese merhaba! Bugün Livaneli’nin “Kaplanın Sırtında” kitabından bahsetmeye çalışacağım. Öncelikle Livaneli’nin diğer kitapları gibi bu kitapta okuyanlarda aşırı bir okuma tadı bırakıyor. Sindirerek, yavaş yavaş okumama rağmen bitmesini hiç istemeyeceğim bir kitabı bitirmenin üzüntüsü içindeyim. Osmanlı Devletinin zor zamanlarında tahta geçen Abdülhamid aslında yaşantısıyla buna hiç mi hiç hazır değildir. Marangoz ve oymacılıkta ustalaşan Padişah yönetimi devraldıktan sonra Avrupalı devletlerin “hasta adam” gözüyle baktığı imparatorluğu 33 yıl ayakta kalmasını sağlayacaktır. Avrupalı devletlerin Osmanlı Devletini paylaşmak için sıraya girdiği bir zamanda bu devletleri birbirine düşüren ve akıl oyunlarıyla bölünmenin süresini uzatan Abdülhamid bir gece yarısı Selanik’e sürgün edilecektir. Selanik’te Alatini köşkünde kaldığı üç buçuk yıl Abdülhamid’in 33 yıl boyunca yaşadığı, yaşattığı hadiseler bakımından kendisiyle iç hesaplaşması adına bir değer olarak bakılabilir. Özellikle kendisi ve ailesinin sağlığıyla ilgili sorunlar adına görevlendirilen ve “Doktor Bey evladım” olarak bahsettiği Doktor Atıf’ın her gün bu köşke gelerek Abdülhamid’in anlattığı, bahsettiği şeyleri akşam evine gidip küçük not kağıtlarına not alması ve bizlere sanki Padişahla o köşk odasında sohbet imkanı verdiği için ne kadar minnettar kalsak azdır. Amcası Abdülaziz ve kardeşi Murad ile yaptığı Avrupa gezisini heyecanla Doktor Atıf’a bahseden Abdülhamid’in Paris izlenimlerini “Kadınlar kafes ya da çarşaf altında değildi, erkekler neredeyse onlar da oradaydılar. Abdülhamid Avrupa’nın hızla
Edebiyat
Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202215,6bin okunma
10/10
·544 syf.·
2023 64. kitabı
“Ben, bir insanı ilk görüşte ya severim ya sevmem. Sonradan bu ilk hissimin değiştiğini hiç hatırlamıyorum.” Herkese merhaba! Bugün sizlere Çalıkuşu romanı hakkında kendimce yazmak istediğim şeyleri paylaşacağım. Reşat Nuri GÜNTEKİN’in kaleminden okuduğum ilk roman olan Çalıkuşu bende daha önce neden okumadım çok geç kalmışım dediğim bir başyapıt oldu. Kitabı okurken asla yorulmuyorsunuz ve o kadar akıcı bir dille yazılmış ki adeta kitabı elinizden bırakmak içinizden gelmiyor. Ayrıca Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de Çalıkuşu romanı için “başucu” bir kitap olması bende ayrıca ilgi ve merak uyandırdı. Atatürk için Çalıkuşu romanı neden bu kadar ilgi çekiciydi acaba diye biraz araştırma yaptım ve “Atatürk’ün başucu kitabı olmasının altındaki neden ise; başkarakter Feride’nin Anadolu’da başlattığı aydınlanma hareketidir.” ve ayrıca Atatürk’ün kitabı bitirdikten sonraki "Dün gece güzel bir roman okudum" Gazi, Çalıkuşu’nu okuyup bitirdiğinde, "Biliyor musunuz dün gece Reşat Nuri Bey’in Çalıkuşu romanını okudum, çok beğendim. İhmal edilmiş Anadolu’yu genç bir hanım öğretmenin yaşadığı zorlukları ne güzel anlatmış. Bitirince İsmet’e vereceğim. (İsmet İnönü) Sonra da sizler okuyun." demiştir. Biraz da kitabın konusuyla ilgili bahsetmek istiyorum sizlere… Küçük yaşta hem babasını hem de annesini kaybeden Feride oldukça hareketli, türlü yaramazlıklar yapan bir kız profilindedir. Eğitim aldığı okulda Fransızca öğrenmeye başlamıştır ve gelecekte öğretmenlik adına bu öğrenmiş olduğu dilin deyim yerindeyse ekmeğini yiyecektir. Okulda herkesin yaz tatilinden döndükten sonra anlattığı maceraya kendisinin de bir şey anlatması gerektiğini düşünen Feride akrabası olan Kâmran ile nişanlandıkları yalanını yayar ve belki de bu yalan hayatının kaderi olacaktır. Nişanlı oldukları süre içerisinde
ÇalıkuşuReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2019123,5bin okunma
10/10
·576 syf.·
2022 90. kitabı
Oliver Twist yetimhanede dünyaya gelen, onun doğumuyla annesinin ölümü sonrasında daha küçük yaşta annesiz kalır. Yetimhane müdürü Mr. Bamble Oliver Twist adını veren kişidir ve onunla ilgilenir. 11 yaşındayken Mr. Sowerbery tarafından Oliver Twist evlatlık edinilir ve tabut işleriyle uğraşan Mr. Sowerbery yanında ona yardım etmesi beklenen bu küçük çocuk hayli mutsuzdur. Londra’ya kaçan Oliver sabah erkenden dükkanlar önünde oturur ve beklemeye başlar. Yeraltı dünyasından Elegeçmez olarak bilinen bir genç Oliver’e yaklaşır ve sohbete başlarlar. Onu Fagin ve arkadaşlarının yanına götürerek kalacak bir yer verirler. Oliver Twıst bu insanların yanında kalırken ne iş yaptıklarını anlamaz ve düşünmeye başlar. Bir gün iki arkadaşıyla beraber kitapçının önünde kitap satın almakta olan Mr. Brownlow şüpheyle kendisinden uzaklaşan Oliver’den şüphelenir ve cebindeki mendili onun çaldığını sanır ve halk “hırsız var” nidalarıyla Oliver Twist’i yakalar. Yakalanırken almış olduğu darbeyle iyice kendini kaybeden Oliver kendini anlatmaya çalışır. Mr. Brownlow Oliver’e inanır ve onu yanına alarak tedavisiyle ilgilenir. Mr Brownlow Oliver’in geleceğinden emindir ancak arkadaşı parayı aldığını ve gelmeyeceğine bahse girerler. Oliver hızla kitapçıya giderken bu içine düşmüş olduğu hırsızlar çetesinden Nancy onu kardeşi olduğunu ve neden eve gelmediğini söyleyerek sarılır ve çetebaşı Fagin’in yanına götürür. Oliver Mr. Brownlow’a verdiği sözün tutamamasının acısını derinden yaşar. Oliver Fagin’in yanından kaçmak ister ancak başaramaz ve kaderine razı olur. Fagin’in hırsızlık olayında kendisinden bir çocuk isteyen Sikes’e Oliver’i verir ve onu hırsızlık yapacakları yere götürür. Oliver evin içine süzülür ancak kararsızdır ve ev sahiplerine seslenmek içinden gelir ancak ev uşaklarında Giles
Oliver TwistCharles Dickens · Can Yayınları · 202419,9bin okunma