Bir ebeveynin ölümü, kendimizi buna ne kadar hazırlasak da, kaç yaşında olursak olalım, içimizde bir şeyleri yerinden
oynatır, bizi bile şaşırtan tepkiler tetikler ve çoktandır unuttuğumuzu, yitip gittiğini sandığımız anları ve anıları diriltir.
Sınırları , vadesi belli olmayan, adına yas denen o süreçte kendimizi bir denizaltında, okyanus tabanının sessizliğinde, derinlik farkının ayrımında, kah kendimizle iç içe, kah kendimizden uzakta duyumsar, geçmiş anlardan, anılarımızdan ağır darbeler alır, tokat üstüne tokat yediğimizi hissederiz.”
“Yaşam hızla değişir.
Yaşamın değişmesi an meselesidir.
Akşam yemeğini yemek üzere oturursun ve o zamana
kadar bildiğin haliyle yaşam sona erer.
Bu, kendine acıma sorunudur.”
Bazı kitaplar vardır, kendinizi olayların içinde, minik bir roldeymiş gibi hissedersiniz.
Biz boğulanlar da benim için öyleydi. Denizcilikten çok anlamayan bir insan olsam da gemide geçen günleri, savaşı, fırtınayı iliklerime kadar hissettim.
Bitmesin istedim ama son sayfayı çevrdiğimde huzurluydum.
Ölmeden mutlaka okumalısınız diyebilirim.