Platon'un okuruna düşüncelerini aktarmak için Sokrates ve Phaidros arasındaki diyalogları kullandığı; aşk, güzellik ve retorik üzerine nefis tespitlerin olduğu, yazıldığı dönemden günümüze ışık tutan enfes bir eser!
Diyaloglarla ilerlenmesi, okurun dikkatinin dağılmasına engel olduğu gibi okuma sürecinde akla gelebilecek sorulara cevap niteliğindeki yönlendirmeler sayesinde düşündürücü bir yan da taşıyor.
Özellikle "Sokrates'in ikinci söylevi. Aşkın methiyesi." bölümünde insanların gözündeki güzellik algısına dair tespitler ve bunun Tanrısal ilişkilendirilmesi çok değerli bir içerik. Tadımlık olması bakımından ilgili kısmı buraya ekliyorum.
"Görme bedensel duyularımızın en keskini olmakla birlikte sağduyuyu algılayamaz, çünkü onun görünür bir imgesini görebilseydik bundan kötü aşklar doğardı. Görme duyusu sevdiğimiz diğer varlıkları da algılayamadığı halde, bu ayrıcalığa sadece içlerinden en belirgini ve en sevileni olan güzellik sahiptir. Bu durumda [gerçek varlıkların görüntüsüne] yakın bir zamanda tanıklık etmeyen ya da yozlaşan bir insan, yeryüzünde aynı adı taşıyan [güzelliği] gördüğünde hemen buradan yukarıya yükselemez ve ona baktığında saygı duymaz. Bunun yerine dört ayaklı hayvanlar gibi hazza teslim olur, cinsel ilişkiye girmeye ve üremeye çalışır. Ahlaksızlığa gömülerek doğasına uygun olmayan hazlar peşinden koşmaktan ne korkuya kapılır, ne de utanç duyar. Oysa [gerçek varlıkların görüntüsüne] yakın bir zamanda tanıklık eden, daha önce çok şey gören biri tanrısal bir yüz ya da göksel güzelliğin güzel bir tasviri olan bir beden gördüğünde önce ürperir ve eskiden duyduğu korkulara benzer bir korkuya kapılır. Daha sonra güzele baktıkça ona bir tanrıymış gibi saygı duyar ve davranışının çılgınlık olarak nitelenmesinden çekinmese, genç sevgilisine bir
"Mutluluk mücadele gerektirir. Sorunlar sayesinde büyür. Haz, papatyalar ve gökkuşakları gibi yerden fışkırmaz. Gerçek, ciddi, hayat boyu süren mutluluk ve anlam mücadelelerimizi seçerek ve onları yöneterek elde edilir. Size ıstırap
veren şey kaygı, yalnızlık, obsesif-kompulsif bozukluk ya da her gün uyanık saatlerinizin yarısını ziyan eden bok kafalı bir patron olsa da, çözüm bunları kabul etmek ve olumsuz deneyimle etkin biçimde mücadele etmektir, onu yok saymak, ondan kurtulmak değil."
"Duygular hayat denklemimizin bir parçasıdır, ama denklemin tamamı değildir. Bir şey konusunda kendimizi iyi hissetmemiz onun iyi olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir şeyin bize kendimizi kötü hissettirmesi de onun kötü olması demek değildir. Duygular sadece işaretlerdir, nörobiyolojimizin bize önermeleridir, emir değillerdir. Bu nedenle her zaman duygularımıza güvenemeyiz. Bana kalırsa onları sorgulama alışkanlığı geliştirmeliyiz."