Yeryüzünde büyük para adamı olabilmek için başlangıç sermayesini teşkil eden birkaç bin eküleri olmaması yüzünden sönüp gitmiş dehalar ve bir orduları olmaması yüzünden büyük bir komutan olamamış kabiliyetler vardır.
Makalelerden oluşan eserin ilk makalesinden alıntılıyorum:
"Tanrı, Hüsn-ü Mutlak’tır, mutlak güzel. Güzellik karşısında duyduğumuz hayranlık, bizi Güzeller Güzeli’ne yaklaştırır. Bütün güzellikler O’nun güzelliğinin tecellisidir. Güzeller ve güzellikte ezel âleminin hatırası vardır. “Nereye dönerseniz dönün, orada O’nun yüzü, O’nun güzelliği var.” Güzellik, insanın içinde uyanmak isteyen bir hatıradır." Kitaba da adını veren bu makaledeki her şeyin anlamının Tanrı anlayışı ile tekleştirilmesini Psikoloji Bilimi ile bağdaştıramadım...
İkinci makale Her Dem Yeniden'de ise "Kimsenin kalabalığa sığınarak yüzünü gizlemek gibi bir hakkı yok. Her insan, biricikliğinin ve varoluşunun özel amacının davasını gütmek zorunda." derken sonraki makalelerde narsizimden dem vurularak biricikliğin abartılmasının zararları anlatılmış...
İlk makalelerde geçen kelimeler için ise sık sık sözlüğe başvurmak zorunda kaldım. Yazarın okuduğum ilk kitabı olduğundan belki üslubu böyledir diyebilirim ama sonraki makalelerde "haşyet", "itmi’nan" gibi kelimeler yoktu.
Aşk Uygarlığı makalesinde geçen "Anlamak için sevmenin önkoşul sayıldığı manevî disiplinlere açık olmak iledir ki, bilim insan ruhunun susuzluğunu giderebilir. Bilmek için kimileyin sevmek gerekir. İşte, tasavvufun merhameti mihver alan öğretisi bu noktada insanın ruhsal sıkıntılarına bir çare olarak beliriyor." ifadesinde "bilim insan susuzluğunu giderebilir dedikten sonra konunun tasavvufa bağlanmasını da ilginç buldum...
Aynı makaleden bir alıntı daha: "Yirmili yaşlarında, fidan gibi oğlunu kaybetmiş ve bir terapistin karşısında ağlamakta olan anneye terapist ne söyleyecektir? Böyle durumlarda ‘ötelerin soluğu’nu taşımayan her kelime incitici olabilir." bu kısmı okurken yazarın mesleği ile savunduğu düşünce arasında yine bir