Oğuzhan Âsım Güneş

“İşiniz karşılığında en çok hangi ödülü istediğinizi söyleyin, ben de onu size vereyim.” dedi Apollo “Bize,” dedi kardeşler, “insanlar için en iyi olan şeyi ver.” “Tamam.” diye cevap verdi Apollo. “Dağın zirvesinde dolunay göründüğü zaman, istediğiniz sizin olacak.” Dolunay gökyüzünde yükselip tepelerin üzerinde belirince, iki kardeş öldü.
Sayfa 14 - Çev: Çidem Erdal, İlya Yayınları, Mitoloji ve Tarih Dizisi, 10. Baskı, 2015, İzmir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Israrcı bir ev sahibi, konukta nefret uyandırır.
Sayfa 109 - İlya Yayınları, Mitoloji Tarih Dizisi, 3. Baskı, 2014, İzmir
Övgüye değer şeyleri ne kadar da az övüyorsunuz. Halbuki biraz önce 1K’da ergen bir bireyin; “libidosu yükselen bir kızın aynı durumdaki bir erkekle +18 sohbet gerçekleştirmesi çok olağan bir şeydir” cümlesine ve bu cümlenin onlarca yorumla desteklenmesine, tasdik edilmesine ve ileti sahibinin övülmesine şahitlik ettim. Dikkatinizi çekerim; zehirli eylemler ve fikirler, takdir cümleleriyle genişler. Neyi övdüğünüzü ve neye “like” attığınızı bilin. Bize lazım olan eylemler ve fikirler de takdir cümleleriyle genişler. Sanatçının övülmeye değil övgü üzerinden devşireceği motivasyona ihtiyacı var. Hatice kardeşim, şu kıymetli eseri meydana getiren ellerin kevsere değsin.

müteneffir

@1HaticeNur
·
✨🤸💐🫠🥹
3. Sayıya Dair
10/10
·70 syf.·
2025 20. kitabı
Hiçbir söz beyhude değildir. Bizler, söylemekle susmak arasında salınan mahlûklarız. Gizledikçe büyüyen, dillendirdikçe eksilen bir şeyler var içimizde. Melâl, işte bu dengenin bozulduğu bir anda doğuyor. Söylenemeyenlerin ağırlığı, söylenenlerin hafifliğini taşır. Belki de bu yüzden her cümlenin ardında bir mahcubiyet saklıdır. O mahcubiyet, asıl hikâyesidir insanın. Bizler hayatın, melâli anlayabilenlerin elinde zarif leşeceğine inanıyoruz. Hiçbir söz beyhude değildir; yeter ki insan, içindeki melâli duymayı bilsin. Bize en gerekli hikâye, işte oradadır. *** NOT: Bugüne değin Nedamet Dergisi’ne dair yaptığım incelemeleri “3. Gözle Bakınca” başlığıyla yazdım. Fakat bu sayı böyle olmayacak. *** İşin Arka Yüzüne Dair Her sayıda olduğu gibi bu sayımızda da birtakım sorunlarla cebelleştik. İşin maliyet tarafını aşmak zor olmadı. Bir gelenek olarak yaşadığımız en büyük sıkıntı yine grafik-tasarım süreciydi. Bu noktada Fâtih’e teşekkürü bir borç bilirim. Sektörün “meşgül beğleri” ile daha fazla yüz göz olmamak adına, başta evlilik süreci olmak üzere, yoğun temposuna rağmen grafik-tasarımda kayda değer bir aşama kaydetti ve süreci göğüsledi. Dikkatinizi celb ederim; bu kişi derginin tasarımcısı değil Genel Yayın Yönetmeni. İşin maliyet kısmına da değinmek istiyorum. Nitekim burada teşekkür etmem gereken isimler var. Hemen her dergide yazarlık yapan kalem sahipleri, bir miktar telif ücretiyle mükafaatlandırılır. Bizde ise süreç tam tersi şekilde işliyor. Yazar kadromuz yayım sürecinin maliyetini gönüllülük esasıyla göğüslüyor. Bir kez daha hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Dergi için sponsor bulmak zor değil. Fakat sponsorluk reklam gerektirdiği için bizler sermaye sahipleri nezdinde doğru bir yatırım değiliz. Zira dergilerin ana sponsorluğu arka
Nedamet Dergisi - Sayı 3 (Ekim-Kasım-Aralık 2025)Nedamet Dergisi · Nedamet Dergisi · 202535 okunma
Çok doğru. Kızçem 2.5 yaşında ve oyuncak sayısı bir elin on parmağını bulmuyor. Bir tane Domdom’u var. Oyuncak pandası olur kendileri. “Domdom kardeş” diyerek hitap eder, yanından ayırmaz, ona kitap okur, sofrada önce onun karnını doyurur. Şu sıralarda da yenice söktüğü tuvalet eğitimini Domdom kardeş’e tatbik ediyor. Yani biz Afife Hanım’a ne öğretsek, o da aynılarını Domdom kardeş’e öğretiyor. Evde bir çocuk odamız olsaydı ve içi oyuncaklarla dolu olsaydı nasıl olurdu? El-cevap; Domdom kardeş sıradanlaşırdı ve sürekli yeni bir oyuncak talebinde bulunurdu. Asileşirdi ve öğrenme süresinde gecikmeler yaşanırdı. Ve daha ön göremeyeceğim bir dizi menfi hadise.

Oğuzhan Âsım Güneş

@Muunhasir
·
Batı düşüncesinin ergenlik üzerinden kurduğu çocuk anlatısı problemlidir. Sorumlulukları dışarı iten, kapitalist endüstriye kurban edilen bir anlamlandırma mevcuttur burada. Ahmet Keeler’in modernitenin insanın tüketici bir konuma hapsettiği gerçeğinden hareketle çocukluk devresine dair yaptığı tespitler önemlidir. Ona göre günümüz insanının tüketiciliği bir kimlik haline getirmesi için çocukluğun yeniden tasarlanması hayli elzemdir. Pazarlamacılar çocukluğun kendilerine mutabık olan versiyonlarını yaratmışlardır. Çocuğun önüne muhayyilesini öldüren, cafcaflı plastik oyuncaklar yerleştirilir. Çocuk evvela bu görüntüden heyecan duyar, bir süre onunla oynasa da belli bir süre sonra ondan sıkılır. Burada çocuğun mutluluğu daimi bir oyuncak değişimine raptedilir ve gün sonunda bu bir bağımlılık haline gelir.