Oğuzhan Âsım Güneş

Ahrar Kime Yarar?
Puan vermedi·640 syf.·
2026 3. kitabı
Takdim Ömer Cömert nam muhterem olmasa, inceleme yazmaya beni teşvik edecek bir adem bulamayacak, bu gibi mühim teşebbüslerden bigane kalacağım handiyse. erhanerhan Burtul’un Ahrar’a dair dört başı mamur, efradını cami, ağyarını mani bir inceleme yazmış olması; bu kitabı tahlil etmemem için yeterli bir sebep olabilirdi. Şayet kitap her ikimize de farklı bakış açıları sunmuş olmasa idi. Sözü daha fazla yormadan Bismillah diyelim. Teessür-i Evvel “‘Kitaplar ikiye ayrılır’ demiş Pârisa. ‘Tekrar tekrar okunacak olanlar ile hiçbir vakit okunmaması gerekenler. Şayet kitabın bu ikincilerdense ‘anlaşılsın’ diye tasa etme. Şayet birincilerdense ya seçkinlere hitap ediyordur ki onlar anlarlar ya da anlayana kadar okurlar. Şu halde zor olanı yap çünkü sen insansın; senin bir seciyen olmalı.’” (Sy. 338) 4 ay kadar önce, kitabı okumaya başlamış, 3. günün sonunda 300 küsür sayfaya ulaşmıştım. Bütün büyük hazlar gibi; henüz ortada hiçbir sebep yokken ani bir terk ile 4 ay boyunca dönüp yüzüne bile bakmamıştım. Geçtiğimiz haftalarda tekrar elime aldığımda, “Aramıza bir soğukluk girmiş olmalıydı. Peki neden öyle olmadı?” demekten kendimi alıkoyamayacak sempatiklikte içine çekmişti beni Ahrar. Tüm dünya nimetlerinde olduğu gibi bu güzelliğin de son sayfaya kadar devam edeceği yanılgısını tatmıştım. Rafet Elçi’nin üslubu, gerçek bir roman okuduğunuzu size henüz ilk sayfalarda deruhte ediyor. Devreden cümlelerdeki titizliği başta olmak üzere romanın muharrirden talep ettiği hemen her unsuru ustalıkla işlemiş zat-ı şahaneleri. Neyse, sadede gelelim. Ömrün sayfaları tükeniyor. Göz gördüğü ile, kulak işittiği ile vesair organlarımız fonksiyonel amaliyeleriyle tanıklık ediyor bu tükenişe. Ama el… o el yok mu o el! “Dünyayı hafife almayın efendimiz. İsa’ya rağmen,
AhrarRafet Elçi · Litera Yayınları · 2013255 okunma
Reklam
3. Sayıya Dair
10/10
·70 syf.·
2025 20. kitabı
Hiçbir söz beyhude değildir. Bizler, söylemekle susmak arasında salınan mahlûklarız. Gizledikçe büyüyen, dillendirdikçe eksilen bir şeyler var içimizde. Melâl, işte bu dengenin bozulduğu bir anda doğuyor. Söylenemeyenlerin ağırlığı, söylenenlerin hafifliğini taşır. Belki de bu yüzden her cümlenin ardında bir mahcubiyet saklıdır. O mahcubiyet, asıl hikâyesidir insanın. Bizler hayatın, melâli anlayabilenlerin elinde zarif leşeceğine inanıyoruz. Hiçbir söz beyhude değildir; yeter ki insan, içindeki melâli duymayı bilsin. Bize en gerekli hikâye, işte oradadır. *** NOT: Bugüne değin Nedamet DergisiNedamet Dergisi’ne dair yaptığım incelemeleri “3. Gözle Bakınca” başlığıyla yazdım. Fakat bu sayı böyle olmayacak. *** İşin Arka Yüzüne Dair Her sayıda olduğu gibi bu sayımızda da birtakım sorunlarla cebelleştik. İşin maliyet tarafını aşmak zor olmadı. Bir gelenek olarak yaşadığımız en büyük sıkıntı yine grafik-tasarım süreciydi. Bu noktada FâtihFâtih’e teşekkürü bir borç bilirim. Sektörün “meşgül beğleri” ile daha fazla yüz göz olmamak adına, başta evlilik süreci olmak üzere, yoğun temposuna rağmen grafik-tasarımda kayda değer bir aşama kaydetti ve süreci göğüsledi. Dikkatinizi celb ederim; bu kişi derginin tasarımcısı değil Genel Yayın Yönetmeni. İşin maliyet kısmına da değinmek istiyorum. Nitekim burada teşekkür etmem gereken isimler var. Hemen her dergide yazarlık yapan kalem sahipleri, bir miktar telif ücretiyle mükafaatlandırılır. Bizde ise süreç tam tersi şekilde işliyor. Yazar kadromuz yayım sürecinin maliyetini gönüllülük esasıyla göğüslüyor. Bir kez daha hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Dergi için sponsor bulmak zor değil. Fakat sponsorluk reklam gerektirdiği için bizler sermaye sahipleri nezdinde doğru bir yatırım değiliz. Zira dergilerin ana sponsorluğu arka
Nedamet Dergisi - Sayı 3 (Ekim-Kasım-Aralık 2025)Nedamet Dergisi · Nedamet Dergisi · 202535 okunma
İstiridyeden Çıkan Bir İnci Yahut Ragranok
Puan vermedi·102 syf.·
2025 11. kitabı
Her hikaye, bir toprak mahsulüdür. İthal roman anlayışı bir “moda” olarak Türk edebiyatında yer bulsa da hiçbir zaman karşılık bulamamıştır. Yaşar Kemal’in başarısı da buradan gelir. Alaylı birer toplum mühendisi olan yazar taifesi, kendi ideal toplum anlayışını sunar ortaya koyduğu metinlerinde. Toplumsal gerçekçilik anlayışı kitleyi, estetik modernizm akımı ise bireyi ele alarak sürdürür *tahrir vazifesini*. Ortada öyle veya böyle büyük bir propaganda vardır ama bu alışık olduğumuz “sahtekarlık üzerine inşa edilen eylemci propaganda” türünden değildir. Yazar, var olan manzarayı bize aktarır. Manzaranın hikayeye dönüşmesine imkan tanıyan olayların alt metnini kendi fikir dünyasına göre doldurur. Sözgelimi; Nasreddin Hoca’nın eşeğe ters binmesi popülist düşünceye göre, “ne yapsam da şu köylünün aklını başından alacak ustalıklı bir cevapla kendi keskin dehamı mı bir kez daha kamuoyuna duyursam?” planının bir parçasıdır. Bu anlayış üzerinden Nasreddin Hoca’yı, köylü kandırarak itibar devşiren bir sahtekar olarak tanımlayabiliriz. Fakat hikemi tarz veya doğu didaktizmine göre Nasreddin Hoca’nın bu eylemi, öğretme metodlarından bir metottur. İnci romanının yazarı Steinbeck için de değişmiyor bu kaide. Elbette spoiler vermeyeceğim. Geçimini denizden sağlayan bir ailenin paraya ilk kez ihtiyaç duyması ve ardınca gelişen olaylar zincirini okuduğumuz İnci romanı, sağlam bir mülkiyet eleştirisi üzerinden ilerliyor. Sineklerin Tanrısı kitabından ve insan insanın kurdudur anlayışından bolca izler taşıyan insani ilişkiler, dramatik gerilim eğrisini alabildiğine zorluyor. Roman boyunca üst sınıfın namussuzluğunu ve parasız köylünün masumluğunu bizlere resmeden yazarımız, talihin veya tanrının yardımıyla statü atlamak üzere olan Kino ve ailesine merhamet etmiyor. Büyük bir
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,8bin okunma
Diyamandi Kitabına Referansla Yaman Bir Gezinti
Puan vermedi·280 syf.·
2025 9. kitabı
Sevgili okuyucu, Sana, Yaman Dede’yi anlatan Diyamandi romanından bahsetmek isterdim. 2022 yılında Profil Kitap’tan çıkan baskısının ne kadar sevimli olduğundan başlayıp, 275 sayfa boyunca neler anlattığına varana kadar birçok şeyden konuşmak isterdim. Hatta Yaman Dede’nin Rum asıllı olup, sonradan Mevlânâ hazretleri ile manevi bir diriliş yaşadığından, Diyamandi adını geride bırakıp Mehmet Abdülkadir Keçeoğlu adını aldığından… Yaman Dede künyesini göğsünde nasıl taşıdığından, Efendimiz’in (a.s.) adı her anıldığında gözyaşlarına boğulduğuna telmihle, Yanan Dede diye anıldığından… İslam’ı tercih ettiği için, Kilise’nin eşine yaptığı baskı yüzünden çok sevdiği hanımından ve biricik kızından ayrılmak zorunda kalışından… Daha gayrimüslimken Esrar Dede ile ilgili yaptığı muhteşem radyo yayınıyla tüm gönüllere Mevlânâ ve Mevlevî demeti sunmasından… Yine İslam ile müşerref olmadığı dönemlerde bile Yamandi Molla olarak anılmasından… Başka bir dille konuşacağız seninle. Bu kitaptan değil bu kitabın bize sunduklarından konuşacağız. -Bir Şair Olarak Yaman Dede- “Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın Ateşle yaşar, yaşla değil yaresi aşkın Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın Ağlatma da yak, hal-i perişanıma bakma” Şair, pirincin taşını ayıklar gibi ayıkladıkça sözün darasını, hikmet dediğimiz o mistik anlayışın kucağında buluruz kendimizi. Hikmeti anlamak da bir hikmet. Bundandır ki şiir, nicedir bir irtifaya havale etti kendisini. Yalın söyleyişin cazibesi; köylü güzelinin çektiği sürmeye gölge düşüren nasırlı elleri gibi kursağına oturdu estetik avcılarının. Hâsılı; tatlı, okunaklı ve köşesiz sözlerin hiçbir kıymeti kalmadı onların gözünde. En karmaşık yazan, hikmeti en iyi sırlayandır yarışı başladı edebiyat hipodromunda. Cemiyeti karantinaya alamadığımızdan mıdır
Tasavvuf
DiyamandiSadık Yalsızuçanlar · Profil Kitap · 2019230 okunma
Sebeb-i Telif
10/10
·78 syf.·
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Evvela bir yanlış anlaşılmayı ortadan kaldıralım; Nedamet Dergisi - Vefa Sayısı (Kasım 2023)Nedamet Dergisi - Vefa Sayısı (Kasım 2023), bizler için bir kamuoyu yoklaması, bir piyasa araştırması hükmündeydi. Birçok derginin iflas bayrağı çektiği şu darboğazda, böyle ciddi bir işin üstesinden gelebilecek miydik? Dijital ortamın rahatlığı dururken; grafikerlerin peşinden koşmak, matbaa ayarlamak, dağıtım için olmadık hallere bürünmek, tanıtımını yapmak dahası bu işin maliyetini göğüslemek olacak iş miydi? Denedik. Romantik olmaya gerek yok! Saydığım şeylerin tamamı elimizde patladı. Patlamasa da bizi alabildiğine zorladı. Fakat bir gerçek vardı ortada. O gerçek, Nedamet Dergisi’nin sadık okur kitlesindeki büyük teveccüh. Nasıl eriteceğiz diye düşündüğümüz dergi, henüz ilk ayında karaborsaya düşmüştü. Grafikerlere, ekonomik buhrana ve bir bebek kadar ilgi isteyen yazı toplama, derleme, yetiştirme süreçlerine rağmen sadık okurlarımız için “Eyvallah” dedik ve yaptığımız istişare neticesinde ivedilikle 1. sayımızı çıkma kararı aldık. Ammaaaa Ah o grafikerler yok mu… “Tatlı işler, dünya telaşı ve birkaç firma Yetişmiyor cici abim, Bu hafta halledeceğim, Kusura bakma!” İncelemeye geçmeden önce buradan birkaç kişiye teşekkür etmek istiyorum müsaadenizle; “Yeter gayrı canıma yetti, ben gidiyorum.” deyip ceketim omzumda volta alırken, omzundan tutan ve “yükünü bana bırak öyle git” diyen kıymetli Fatih Tekin (FâtihFâtih) beyefendiye, “Ağabey, bu kadarı ayıp oluyor artık. Bir şeyler yapalım, benim şöyle şöyle fikirlerim var” diyerek, periyodik aralıklarla telefonumu taciz eden Süleyman Uçmaz (SineiİhtisasSineiİhtisas) beyefendiye, “Aklımdasın, seni arayacağım” diyerek mütemadiyen bana bi aranma umudu veren değerli Erhan Burtul ( erhanerhan ) beyefendiye, “Üstüme düşen bir şey varsa hemen
Nedamet Dergisi - Sayı 1 (Ocak 2025)Nedamet Dergisi · Nedamet Dergisi · 202553 okunma
Reklam