M.Yusuf

M.Yusuf
Oysa benim ruhumda savaş var. durmadan ölüyor içimdeki insanlar.
İstanbul
Seyhan, 20 Kasım
78 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı

M.Yusuf

, bir kitap okudu
Puan vermedi·175 syf.·
2023 8. kitabı
Fyodor Dostoyevski
7.6/10 · 77bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bazen yalan söyleriz en sevdiğimize bile, uzağa giderken sanki uzağa değilde karşı kaldırıma geçecekmişsin gibi konuşursun ve karşındaki insan bir adım mesafedeyken, gözlerindeki tutkuyu görüp, sonunun iyi bitmiyecegini bilmeme rağmen yüzünde hep tiksindiğin o sahte samimiyeti yüzüne takmak zorundasındir gitmek zorundasindir. O an tarihin dönüm noktası gibidir sanki rüzgar eser hangi mevsimde olursan ol o an sonbahardır ve sonbahar ayrılık mevsimidir. Durumun ehemmiyeti söyle izah edeyim; bir dudaktan çıkacak söz eylemlerine öyle etkiler ki; örnek gerekirse, hayır mübalağa etmiyorum, Soyleyeceğin tek söz Franz Ferdinand'ın vurulup vurulmasını tebeddül Yahut Stalingrad ın alınıp alınmaması gibi şitap etmen gerek gibi etkiler dünyanı. Karşındakinin duyguları o kadar incelmiştir ki sadece bir umut kırıntısı seni beklemek için yetecek olsa bile, konu duygular olunca insan ne kadar imkansız olsa da duygularına gem vurabilmeli ister raz-ı dil de ister münker duygu de bilmelisin ki işte o anda bir şey katiyet kazanır: başlangıçta neyse odur olan, senin yolun kesişti diye bir yabancıyla Kısa adımlara yürüdünüz diye ve kimin olduğunun belli olmayan tebessümlere kanma ve daha sonra neden başka bir yola gitti diye hesap sorama zamandan.. senin için en büyük ikbal sana kalanla iktifa etmektir ve en önemli kararda bazen sessizce veda etmektir.
Sevgi okyanusuna dalmak, kaybolmak değil; sevgi okyanusunda kendini bulmaktır.
Bir gönlün kapısı açılmazsa, bin bahar olsa ne yazar?" Nabi
Hayatın Geçici Doğası İnsan varoluşu, bin yıldır düşünürleri ve filozofları şaşırtan karmaşık ve çok yönlü bir olgudur. Varlığımızın kalbinde, neden burada olduğumuz ve amacımızın ne olduğu gibi temel sorular yatıyor. Bu soruların cevapları bir türlü bulunamasa da inkar edilemez olan bir şey de hayatın geçiciliğidir. Hayatın geçici doğası etrafımızdaki her şeyde belirgindir. Zamanın geçişinden bedenlerimizin yaşlanmasına kadar, sürekli olarak varoluşumuzun süreksizliği bize hatırlatılır. Bizim için önemli olan anlara ne kadar tutunmayı istesek de, kaçınılmaz olarak geçmişe doğru kayıp gidiyorlar, bizi anılarla ve onları asla yeniden yaşayamayacağımız bilgisiyle bırakıyorlar. Hayatın bu geçiciliği, birçok kişinin varlığımızın anlamını sorgulamasına yol açtı. Kısa bir süre için buradaysak, mücadelelerimizin ve zaferlerimizin ne anlamı var? Eninde sonunda yarattığımız her şeyin solup gideceğini bildiğimiz halde neden yaratmak ve başarmak için çabalıyoruz? Bu sorunun bir yanıtı, içinde bulunduğumuz anın içsel değerinin kabul edilmesinde yatmaktadır. Hayatlarımız kısacık olsa da yaşadığımız anlar ve başkalarıyla kurduğumuz bağlar varlığımıza anlam katan şeylerdir. Bu anlarda neşe, sevgi ve zamanın sınırlarını aşan bir amaç duygusu bulabiliriz. Başka bir cevap, varlığımızı değerli kılan şeyin faniliğimiz olduğunun kabul edilmesinde yatmaktadır. Zamanımızın sınırlı olduğunu bilmek, bizi sahip olduğumuz anların kıymetini bilmeye ve onlardan en iyi şekilde yararlanmaya zorlar. Bu şeylerin nihayetinde bizden daha uzun süre dayanacağını bilerek, yaratmamız, sevmemiz ve başkalarıyla bağlantı kurmamız için bize ilham veriyor. Nihayetinde, hayatın geçiciliği hem bir meydan okuma hem de bir fırsattır. Bize varlığımızın kırılganlığını ve sahip olduğumuz zamanı en iyi şekilde