Coğrafya hipotezine göre, bazı ülkelerin yoksulluğu esasen bulundukları iklim ve coğrafi koşullarla açıklanır. Singapur, Malezya ve Botsvana gibi ülkelerin son dönemde gösterdiği ekonomik ilerlemeler bu görüşle çelişiyor olsa da, ekonomist Jeffrey Sachs tarafından hâlâ savunulmaktadır. Bu yaklaşım, iklimin çalışma gücü ya da doğrudan üretkenlik üzerindeki etkilerinden ziyade, iki temel argümana dayanmaktadır.
Birincisi, tropikal bölgelerde başta sıtma olmak üzere hastalıkların yaygınlığı sağlık koşullarını olumsuz etkileyerek verimliliği düşürmektedir. İkincisi ise, tropikal toprakların tarımsal üretim için elverişsiz olmasıdır. Buna karşılık ılıman iklimler, tropikal ve yarı tropikal iklimlere göre daha avantajlıdır.
Ancak, yoksulluğu sadece iklim, hastalık ya da coğrafya ile açıklamak mümkün değildir. Örneğin, Nogales kentinin Meksika tarafı ile ABD tarafı arasındaki büyük farkı, ya da Berlin Duvarı yıkılmadan önce Doğu ve Batı Almanya arasındaki farklılıkları, coğrafya hipotezi açıklayamaz. Yine de bu teori, Güney Amerika, Avrupa ve Afrika arasındaki farkları anlamada kısmen faydalı olabilir.
Önemli olan, iklim veya coğrafya ile ekonomik başarı arasında doğrudan ve kesin bir bağ bulunmadığını fark etmektir. Tropikal kuşaktaki ülkeler her zaman daha yoksul olmak zorunda değildir. Örneğin, Kolomb öncesi dönemde Orta Amerika ve And Dağları bölgesinde, yani Yengeç ve Oğlak Dönenceleri arasındaki tropikal coğrafyada Aztek, Maya ve İnka gibi büyük uygarlıklar ortaya çıkmıştı. Bu imparatorluklar karmaşık siyasi yapılar kurmuş, yollar inşa etmiş ve yoğun toplumsal örgütlenmeler geliştirmişlerdi.
İnkalar tekerlek ya da yazı gibi bazı teknolojilerden yoksun olmalarına rağmen tarımda “terras” yöntemleriyle büyük ilerlemeler kaydetmişlerdi. Bunun tam tersine, onların