M.Yusuf

M.Yusuf
Oysa benim ruhumda savaş var. durmadan ölüyor içimdeki insanlar.
İstanbul
Seyhan, 20 Kasım
78 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
1492'den önce Meksika, Orta Amerika ve And Dağları'nın çevresi, teknoloji ve yaşam standartları bakımından Kuzey Amerika'dan ya da Arjantin ve Şili gibi yerlerden üstündü. Coğrafya aynı kalırken Avrupalı sömürgecilerin dayattığı kurumlar "şansın tersine dönmesine" sebep oldu. Coğrafya hipotezi Ortadoğu'daki yoksulluğa da benzer sebeplerle yeterli bir açıklama getirememektedir. Sonuçta Ortadoğu Neolitik Devrim'de dünyaya öncülük etmiş ve ilk şehirler şimdiki Irak'ta kurulmuştu. Demir ilk olarak Türkiye'de eritilmişti ve Ortadoğu Ortaçağ döneminde teknolojik yönden oldukça dinamikti.
Reklam
Coğrafya hipotezine göre, bazı ülkelerin yoksulluğu esasen bulundukları iklim ve coğrafi koşullarla açıklanır. Singapur, Malezya ve Botsvana gibi ülkelerin son dönemde gösterdiği ekonomik ilerlemeler bu görüşle çelişiyor olsa da, ekonomist Jeffrey Sachs tarafından hâlâ savunulmaktadır. Bu yaklaşım, iklimin çalışma gücü ya da doğrudan üretkenlik üzerindeki etkilerinden ziyade, iki temel argümana dayanmaktadır. Birincisi, tropikal bölgelerde başta sıtma olmak üzere hastalıkların yaygınlığı sağlık koşullarını olumsuz etkileyerek verimliliği düşürmektedir. İkincisi ise, tropikal toprakların tarımsal üretim için elverişsiz olmasıdır. Buna karşılık ılıman iklimler, tropikal ve yarı tropikal iklimlere göre daha avantajlıdır. Ancak, yoksulluğu sadece iklim, hastalık ya da coğrafya ile açıklamak mümkün değildir. Örneğin, Nogales kentinin Meksika tarafı ile ABD tarafı arasındaki büyük farkı, ya da Berlin Duvarı yıkılmadan önce Doğu ve Batı Almanya arasındaki farklılıkları, coğrafya hipotezi açıklayamaz. Yine de bu teori, Güney Amerika, Avrupa ve Afrika arasındaki farkları anlamada kısmen faydalı olabilir. Önemli olan, iklim veya coğrafya ile ekonomik başarı arasında doğrudan ve kesin bir bağ bulunmadığını fark etmektir. Tropikal kuşaktaki ülkeler her zaman daha yoksul olmak zorunda değildir. Örneğin, Kolomb öncesi dönemde Orta Amerika ve And Dağları bölgesinde, yani Yengeç ve Oğlak Dönenceleri arasındaki tropikal coğrafyada Aztek, Maya ve İnka gibi büyük uygarlıklar ortaya çıkmıştı. Bu imparatorluklar karmaşık siyasi yapılar kurmuş, yollar inşa etmiş ve yoğun toplumsal örgütlenmeler geliştirmişlerdi. İnkalar tekerlek ya da yazı gibi bazı teknolojilerden yoksun olmalarına rağmen tarımda “terras” yöntemleriyle büyük ilerlemeler kaydetmişlerdi. Bunun tam tersine, onların
Eşitsizlikler dünyasında yaşıyoruz. Aslında uluslar arasındaki farklılıklar Nogales'in iki yakası arasındakine benzerdir ve biraz daha büyük ölçeklisidir. Zengin ülkelerde bireyler daha sağlıklı, daha uzun ömürlü ve daha eğitimlidirler. Tatilden kariyer, yoksul ülke halklarının ancak hayalini kurabileceği çeşitlilikte imkânları ve seçenekleri vardır. Zengin ülke insanları çukursuz yollarda araba kullanır, tuvaleti, elektriği, suyu olan evlerde rahat bir yaşan sürerler. Hükümetleri onları genelde keyfi olarak tutuklamaz, taciz etmez, aksine eğitim, sağlık, yol, güvenlik hizmetleri sunar. Dikkate değer bir diğer nokta ise vatandaşlarım seçimlerde oy kullanmaları ve ülkelerinin siyasi yönünü belirlemekte söz sahibi olmalarıdır.
Bankacılık tekelleri yaratıp politikacılara kredi verme işi, yakayı ele vermedikleri sürece politikacılar için iyi bir iştir. Ancak vatandaşlar açısından aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Meksika'dakinden farklı olarak ABD vatandaşları politikacıları kontrol altında tutabiliyorlardı. Makamlarını zenginleştirmek ya da yandaşları için tekeller kurmak için kullananlardan kurtulabiliyorlardı. Dolayısıyla, bankacılık tekelleri çöktü. ABD'deki siyasi hakların geniş dağılımı, özellikle Meksika'yla kıyaslandığında finans ve kredilere eşit erişimi garantiledi. Bu da sonuç olarak yeni fikirleri ve buluşları olanların bu fırsatlardan faydalanmasını sağladı.
Alexander von Humbolt'un ifadesiyle Meksika'yı "eşitsizlikler ülkesi"ne dönüştüren ekonomik kurumları korumaktı. Toplumu, yerli halkın sömürülmesine ve tekellerin kurulmasına dayandırılan bu kurumlar, nüfusunun büyük kısmının ekonomik teşviklerini ve girişimlerini engelledi. Amerika Birleşik Devletleri 19. yüzyılın ilk yarısında Sanayi Devrimi'ni deneyimlemeye başlarken Meksika giderek yoksullaşıyordu.
Reklam