İnsanları birbirine yaklaştırmak ve böylece unutulup gitmeyi engellemek için kitaplar yaratıldığını bilmesi gereken bense kitapçı Mendel'i yıllarca unutmuştum.
Işte bu yıllar üzerine kapsamlı bilgi verecek tanıklar ne yazık ki yok. Fakat yaşadıkları dönemin büyük bir budalalık olduğunu kavramış olan toplumlar, o savaştaki dehşetin ve cinayetlerin yani sıra, yabancı bir ülkede vatanları gibi yaşamış, ona güvendikleri ve ona bağlı oldukları için de kendilerini hep huzur içinde hissettikleri bu ülkeden, tıpkı Fransa'nın, Almanya'nın ve Ingiltere'nin, çıldırmış Avrupa'mızın her köşesinde olduğu gibi sivil toplumlara karşı işlenen o büyük cinayetten kaçıp kurtulmayı akıllarının köşesinden bile geçirmemiş, hiçbir suçu olmayan yaşlı ve bilge insanların takip edilip kamplara atılmasının affedilmeyecek büyük bir suç olduğunu sa anlamıştır.
O anda dudaklarımda bir acılık hissettim, unutulmuşluğun acısını. Biz niçin yaşardık, ayakkabımızın altından kalkan son tozla rüzgâr her şeyimizi yok ettikten sonra?