O da her kadın gibi kendini büyük tutkulara layık görüyor, ama bunu göze alma cesaretini gösteremiyordu, oysa maceranın gerçek bedeli tehlikeye atılabilmektir.
Fakat fırtına veya bunaltıcı sıcak kadar, havanın durgunluğu da insanı rahatsız edebilir, aynı şekilde ılımlı bir mutluluk da talihsizlik kadar kışkırtıcı olabilir. İsteksizlik çeken pek çok kadın için, umutsuzluğun getirdiği sürekli bir doyumsuzluktan daha tekinsizdir. Tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir.
Senin ağzından kan geldi, öyle mi? Biliyor musun, durmadan aynı şeyleri yazıyoruz! Hasta mısın, diye soruyorum, bakıyorum sen de hastalığımı sormuşsun, ölmek istiyorum, diyorum, sen de istiyorsun, önünde hıçkırarak ağlamak istiyorum küçük bir çocuk gibi, sen de benim önümde küçük bir kız gibi ağlamak isteği gösteriyorsun. Bir kez, bin kez ve hiç durmadan tek isteğim: yanında olmak, bakıyorum senin de isteğin bu. Yeter, yeter!
Biliyorum, biliyorum emekleyen bir çocuk değilsin, ne yaptığını bilen birisin, benim burda, Prag'da eli kolu bağlı durmamı da sen istiyorsun, ama gözlerimin önünde eriyip gidiyorsun Viyana cehenneminde, bunu da sen istiyorsun. Yemek yemek gereksinmiyor, öyle mi? Ama bana gereksiniyor değil mi? Öyle olsun! Bunda da sen haklı ol! Göndermeyeceğim parayı, yazık, bugün eve gidip bütün parayı mutfaktaki sobaya atacağım işte. Koptuk birbirimizden, Milena, bana öyle geliyor... Tek yerde birleşiyoruz daha: Burada olsan ve yüzün alabildiğine benimkine yakın olsa.