Doğaldır ki bu konuşmalar sadelik içinde, çekine çekine,
saygılı ve içim ateşten yanarak yapılacaktı. Ona yalnızlıktan
kahrolduğumu, hiçbir kadınla tanışmadığımı anlatarak beni
yanından uzaklaştırmamasını isteyecek; benim gibi umutsuz bir erkeğin dileğini reddetmesinin kadının şanına yakışmayacağını söyleyecektim. Ondan bütün dileğim, bana kardeşçe söyleyeceği tatlı iki sözcük, evet iki sözcük olacaktı.
Artık ebediyen edebiyatın zindanına hapsedilmiş, bir ömür boyu hapsedilen adamın özgürlük feryatları umutsuzca yankılanmış, ancak ölüm onun zincirini kırabilmiştir.
Sabahın ilk saatlerinde bunaltıcı, tuhaf bir can sıkıntısı doldurmuştu yüreğimi. Benim gibi yalnız bir adamı, herkes terkediyormuş, herkes benden kaçıyormuş gibi bir duygu vardı içimde.
"Hayatında genellikle başlangıç melodramdır, ama sonunda her zaman trajediye dönüşür. Hepsi bir gerginlik içinde gerçekleşir:
Kararlar herhangi bir geçiş olmaksızın saniyelere sıkıştırılmıştır, böyle on ya da on beş esrime ya da yıkılma saniyesiyle sabitlenmiştir kaderi."
"8 kişinin bindiği bu arabayı bu çelimsiz beygirin çekmesi zaten olanaksızdır, ama Mikolka elindeki kırbacıyla atın burnuna, gözlerine vurmaktadır. Zavallı hayvan yediği kırbaçlardan kurtulmak ister gibi bir an için asılır arabaya, ama her seferinde yere kapanacak gibi olmakta ve arabayı hareket ettirememektedir. Çekmeye gücün yok, ama çekeceksin yine de!.."