Kitap fuarında bana çok övülerek önerilen, okuma tembelliği (reading slump) başlar gibi hissettiğimde sığındığım ama büyük hayalkırıklığı olan kitap.
Her kitapta çok emek var, yazmak, eser haline getirmek çok zor, o nedenle olumsuz fikirlerimi yazarken kırk kere düşünüyorum ama bu biraz olumsuz olacak maalesef, sürçülisan ettiysem şimdiden affınıza sığınıyorum öncelikle.
Lilith'in dili beni çok yordu; eski kelimeler kullanmak bir tercihtir elbette ve zenginlik de katabilir ama burada bu kelimelerin kullanılış biçimi zorlama hissettirdi. Gerek kitabın konusu ve zamanıyla uyumsuzluğu, gerekse aynı kelimelerin sanki Türkçe'de onu ifade edebilecek başka sözcük yokmuşçasına üstüne basa basa, tekrar tekrar ve hatta bazen birebir aynı kurulmuş kelime grupları içerisinde yer alması metni okuması zor bir hale getirmişti. Yaratılan modern karakterlerin bu kadar ağır bir dil kullanılarak yazıya dökülme sebebini anlayamadım açıkçası . Buna ek olarak da aynı durumu anlatan peş peşe cümleler bir okuyucu olarak açıkçası pek de hoşlanmadığım bir durum: "İlk cümlede de anlamıştım ne demek istediğinizi!" deme isteği uyandırıyor (Syf. 72'yi bu duruma örnek verebilirim.)
Bunun dışında, kitap sanki aceleye gelmiş gibi hissettirdi, sanki aynı ilhamla yazılmış farklı kitaplardan sayfalar okudum. Keşke daha iyi kurgulansaydı, konu bu kadar dağılmasaydı, karakter gelişimlerini görebilseydik.
*Spoiler*
Lilith ve Lamia, Habil-Kabil ve Kuzey-Güzey, tahnit sanatı, babanın ve babaannenin hikayesi; gerçekten rüya görsek böyle kopuk kopuk ve tutarsız olurdu, eğer yazarın hedeflediği buysa, bize rüya deneyimi yaşatmaksa başarılı olmuş diyebilirim sanırım. Ama benim okumak istediğim bir şey olmazdı. İyi kurgulanmış, karakterlerle bağ kurabildiğim, kafamda bir örgü oluşturan romanları tercih