Tartışmaya lisenin edebiyat öğretmeni de ders programının dışına çıkarak katılmış, "Deli ile bilge arasındaki bütün fark, birincisinin tutkularına, ikincisinin ise aklına boyun eğmesidir," demişti. Felsefe öğretmeni daha büyük bir cesaret örneği göstermiş, "Gerçek bilgelik deliliktir," dedikten sonra Euripides'e geçmişti: "Delinin yüzünde yazılıdır, ağzı bunu gizlemeden söyler. Oysa bilgenin iki dili vardır, biri gerçeği söylemek, öteki gerekirse gizlemek için."
"Son zamanlara kadar 'Fena bir şey yapmıyorum ya!' der ve kendimi temize çıkarmaya çalışırdım. Fakat hadiseler gösterdi ki, fena olmayışım tesadüf eseriymiş, fırsat düşmemiş, zaruret olmamış. Nitekim hayatın ilk çelmesinde yuvarlanıverdim. İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir. Bende bu fena cevher fazla miktarda mevcutmuş. Belki herkeste var... Fakat insan olan onu söküp atmasını, yahut boğmasını biliyor... Dokunmadan bırakmak, bir gün başını kaldırmasına meydan vermek olur..."